SporAlışkanlığı Kazanma: Spor saatlerindeki jimnastik , bale, yüzme gibi aktivitelerle erken yaşta spor yapma alışkanlığı kazanır. TÜM BU KAZANIMLARIN SONUNDA ERKEN YAŞLARDA TOPLUMSAL YAŞAMA UYUM SAĞLAR VE BAĞIMSIZ BİR BİREY OLMA BECERİSİ KAZANIR. ANAOKULU SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMELİSİNİZ
Okumave yazma güçlüğü tedavisinde başarıya ulaşmak için tedaviye erken yaşta başlanması çok önemlidir. Maalesef, bazı çocukların okuma ve yazma güçlükleri ilkokulun sonuna doğru ancak ortaya çıkar. İlkokulun ilk birkaç senesi okumayı öğrenmeye yöneliktir ve daha sonraki yıllarda ise amaç çocukların okuyarak bir
Öğrenme, Okuma, Yazma Problemleri ve Ergoterapi. Okuma, yazma ve öğrenme becerileri kendi başlarına bile pek çok beceriyi uygulamayı beraberinde getiren dinamiklerdir. Okuma; kelime tanıma ve ses/harf ilişkisi kurma-kodlama olarak iki aşamadan oluşmaktadır. Kelime tanıma, okunan kelimenin görsel algılama süreçlerinden geçerek
Erken yaşta okuma yazmaya ilgisini gösteren çocuğunuz varsa aşağıdaki bilgileri bir gözden geçirin derim. Amerikalı psikolog David Weikart ve ekibi bir deney yapmış. Erken yaşta doğrudan akademik eğitim alan grubun 15 yaşına geldiğinde diğer gruba oranla 2 kattan daha fazla sayıda kötü davranışta bulunduğu kaydediliyor.
Disleksi(Özel Öğrenme Güçlüğü) Tarama Testi, çocuğun zihinsel bir problem sahibi olmamasına rağmen okuma, yazma, işlem yapma, uyum gösterme gibi konularda zorluk çekip çekmediğini tespit etmek amacı ile yapılan testtir. Her yaştan ve her dönemden beklenen performans ve gelişim farklıdır.
Vay Tiền Nhanh Ggads. Diğer çocuklara göre erken yürüyen, konuşmaya başlayan, okumayı ve yazmayı öğrenen çocukların üstün yetenekli olabileceğini Üniversitesi AÜ Üstün Zekalıların Eğitimi Anabilim Dalı tarafından hazırlanan ve TÜBİTAK'ın destek verdiği Üstün Yetenekliler Eğitim Programı ÜYEP Koordinatörü Doç. Dr. Uğur Sak, yaptığı açıklamada, üstün yeteneğin bireylerin doğuştan getirdiği zihinsel becerileri, belirli eylem alanlarında olgunlaştırması ya da normal standartların üstüne taşıması olduğunu 2007 yılından beri Üstün Yetenekliler Eğitim Programı'nın yürütüldüğünü ifade eden Doç. Dr. Sak, şöyle konuştu''Ortaokul 6'ncı sınıfa başlayan öğrencileri kabul ediyoruz. Öğrencilerin daha çok genel zeka, matematik yeteneği ve bilimsel zekalarını ölçüyoruz. 9'uncu sınıfı bitirene kadar öğrencilerle programa devam ediyoruz. Akademik program ağırlık ileri düzeyde bir program uyguluyoruz. Her yıl 28 öğrenci alıyoruz. Yaz dönemlerinde de kişisel gelişime yönelik derslerimiz de oluyor. Öğrenciler, ÜYEP'e 24 Aralık'ta başvurabilir. Bu ocak ayının ortası kadar başvurular devam edecek. Ocak ayında tanımla sınavı, zeka ve yetenek testlerin uygulanacak. Şubat ayı içinde de program başlayacak.''''ANNE VE BABALAR, BU GİBİ ÇOCUKLARA DİKKAT ETMELİ"Doç. Dr. Sak, üstün yetenekli çocukları fark etmenin yolunun bulunduğunu anlatarak, şunları söyledi''Çocuklar 5 yaş öncesinde belirgin davranışlar ortaya koymaya başlar. 4-5 yaşından önce okumayı öğrenen çocukların büyük bir çoğunluğu üstün zekalı çıkıyor. Çocuk, erken yaşta okuma becerisini geliştiriyorsa üstün zekalıdır. Okuma yazmanın ardından 3-4 yaşında yazıyorsa, zamanla matematik becerilerinin geliştiğini görüyoruz. Anne ve babalar, bu gibi çocuklara dikkat etmelidir. Bazı çocuklarda bunu göremiyoruz. Bazı çocukların akademik becerilerinin 5-6 yaşından sonra geliştiği görülür. Bu çocuklar üzerinde yaptığımız testlerde yüzde 17 civarından üstün yetenek tanımlaması var. Çocuğun gelişimde yürümeye, konuşmaya başlaması, okumayı ve yazmayı öğrenmesi gibi önemli evreler var. Çocuk, diğer çocuklara göre bu evrelerini erken tamamlıyorsa o çocukta üstün yetenek vardır.''''TOPLUMUN, YETENEK ALANLARINA VERDİĞİ DEĞER ÖNEMLİ"Yetenek alanlarında sınırların iyi belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Sak, şöyle devam etti''Bir kişi sanatta, müzikte, sporda, akademik alanlarda, liderlikte üstün yetenekli olabilir. Toplumun, bu yetenek alanlarına verdiği değer önemli. Güzel sanatlarda, matematik, kimya fizik gibi alanlarda üstün yetenek aranabilir. Spor alanlarında üstün yetenekle çok karşılaşılır. Kimi üstün yetenekliler dünya düzeyinde yetenek ortaya koyabilir, örneğin Lionel Messi... Herkesin beğenisini karşılıyor. Toplum futbola değer veriyor. Basketbol çok popüler bir alan. Basketbolda bir çok üstün yetenekliyle karşılaşabiliyoruz. Spor alanında dünya lideri olan üstün yetenekli kişiler vardır. Pele, Maradona, Messi gibi futbolun dehaları, fizikte de Albert Einstein var.''
Toplum ve ailenin bakışı Genel olarak öğretmenler anne babalar ve toplum okuma yazmaya büyük önem verir. Okuma yazma bilmemek günümüzde büyük bir kusur olarak değerlendirilir. Bu beceri normal gelişim gösteren çocuklarda olduğu gibi, farklı gelişen çocuklar içinde büyük önem taşımaktadır. Bunun nedeni , özel gereksinimli çocukların okuma yazma bilmesinin, bağımsız yaşam açısından önemli bir basamak olmasıdır. Peki nedir okuma yazma? Okuma – yazmayı akademik olarak tanımlamak gerekirse “ sembolleri kullanarak iletişim kurma ve sembollerden anlam çıkarmadır.” diyebiliriz. Tanımından da anlaşılacağı üzere okuma yazma eğitimine geçmeden önce çocuk sembolik işlemleri yapabilecek seviyeyi tamamladıktan sonra geldikten sonra okuma yazma eğitimine başlanmalıdır. Genel olarak anne- babalar eğitimde okuma yazma sürecine gelindiğinde çok heyecanlanır. Kısa vadede çok büyük sonuçlar beklerler. Burada unutulmaması gereken en önemli şey, normal gelişim gösteren çocuklarda bile eğitim-öğretimin en sancılı olduğu bu dönemde sabırlı olmaktır. Düşülen diğer hataların başında da çocuğu okuma yazma eğitimi alan diğer çocuklarla kıyaslamak gelmektedir. Ailelerin “hadi çocuğum bak filancanın çocuğu okuyormuş,sende öğren” şeklinde yaklaşımları, başka çocuklara yetiştirebilmek için aşırı ders çalışma saatleri ve zorlamalar, çocuklarda başarısızlık duygusunu güdülemekten ve okuma yazma eğitimine karşı soğutup,bıktırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Unutmamalıyız ki tüm bireyler kendi doğasında farklılıklar gösterir ve herkesin bu farklılıkların doğrultusunda farklı öğrenme hızları ve sitilleri vardır. Okuma yazma eğitimine başlamadan önce çocuğu çok iyi gözlemlemeli, eğitimcilerini ilgi alanları hakkında bilgilendirmeliyiz. Çocuğun kendini mutlu hissettiği ve eğlendiği ortamlarda öğrenme kalitesi de yükselecektir. Özel eğitimde okuma-yazma eğitimine başlamadan önce dikkat edilmesi gereken iki önemli husus vardır. Bunların birincisi “çocuğun özür grubu nedir? Nasıl bir okul yaşantısı olacaktır?”. Öğrenci down sendromlu, otizmli, yoksa gelişim geriliği veya özel öğrenme güçlüğü olan biri mi? Ona en uygun kullanılması gereken yöntem nedir? Akranlarıyla birlikte kaynaştırma eğitimimi alacak, özel alt sınıfa mı gidecek yoksa sadece rehabilitasyon desteğimi alacak? Dikkat edilmesi gereken ikinci önemli nokta ise çocuğun yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde olmasıdır. Yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde bulunan çocuğun okuma yazma süreci için gerekli bazı önkoşul becerileri yerine getirmesi gerekmektedir. Peki nedir bu ön koşul beceriler? Bunları 9 ana madde altında toplayabiliriz. Özel gereksinimli çocuklarda okuma yazma eğitimi için sahip olunması gereken ön koşul beceriler Genel bilgi dağarcığı meyveler,sebzeler,taşıtlar,hayvanlar,sayılar,meslekler,eylemler,geometrik şekiller,zıt kavramlar Görme aynı olanı bulma,farklı olanı bulma,eksik tamamlama; resim,renk,sayı,harf,eşleme İşitme ses taklidi, senin yönünü bulma, gözü kapalı çıkan sesi tahmin etme,dinleme,dinlediği ile igili sorulara cevap verme Konuşma kendini ifade edebilme,ailesini tanıtma,sorulan sorulara cevap verme Kas gelişimi kaba ve ince motor beceriler,top tutma kağıt yırtma,hamurla oynama,ipe boncuk dizme vb Sosyal ve duygusal uyum yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde olması Dinleme Kalem tutma El-göz koordinasyonudur parmak takibi yapabilme, sınırlı alan boyama,çizgi çalışmalarını yapabilme Gerekli ön koşul beceriler kazandırıldıktan sonra öğretim yapılacak yöntem belirlenmelidir. İlk başta da söylediğim gibi okuma yazma süreci eğitimde sancılı bir süreçtir fakat doğru yöntem teknikle çalışıldığı takdirde bu süreç öğrencinin çalışmaktan zevk alacağı eğlenceli bir süreç haline gelir. Eğitimcinin çocuk için en uygun yöntemi belirleyebilmesi için mevcut yöntemleri bilmesi gerekmektedir. Okuma-yazma eğitiminde kullanılan yöntemler; 1. Metin yöntemiÜstün zekalı bireyler için Paragraf bütün halinde verilir. Sonra cümle-kelime-hece ve seslere ayrılır. bütünden parçaya gitme 2. Harf yöntemiOtizmli bireyler için Harflerin okunuşu öğretilir. Daha doğrusu otizmi olan birey harflerin okunuşunu ezberler. Örnek ba-ca-ka-pı… Sonra bu heceler birleştirilerek yeni kelime ve cümleler oluşturulur. 3. Ses yöntemi Hafif veya ortaya yakın hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan bireyler için Harflerin okunuşu esas alınmıştır. Bildiğiniz gibi şu anda devlet okullarında uygulanan bir gruplara ayrılmış ve guruptaki ses sırası takip edilerek yeni yeni kelimeler türetilmiştir. • Şöyle ki Birinci Grup e,l,a,t İkinci Grup i,n,o,r,m Üçüncü Grup u,k,ı,y,s,d Dördüncü Grup ö,b,ü,ş,z,ç Beşinci Grup g,c,p,h Altıncı Grup ğ,v,f,j Ses yöntemindeki bu sıralamanın özel gereksinimli bireyler için uygunluğu kısmen tartışılmaktadır. Şu asla unutulmamalıdır ki özel eğitime muhtaç bireylerde hangi yöntem uygulanırsa uygulansın olabildiğine sade ve anlaşılır olmalıdır. Bu nedenle özel eğitime muhtaç bireylere önce sesli harflerin okunuşu öğretilmeli sonrada öğrenilen bu sesli harfler, sessiz harflerin okunuşuyla birleştirilerek hece kelime ve cümleler sonucu çıkan en uygun sıra Birinci Grup a,e,ı,o,u,i,ö,ü İkinci Grup l-m-t-n-s-k-r-f-y-z-v-b-c-d-p-h-ş-ç-g-j-ğ Ses yöntemini kullanacak eğitimcilerin dikkat etmesi gereken bazı hususlar bulunmaktadır. Örneğin eğitimci asla öğrenmediği sesle ilgili hece ve kelimeler kullanmamalıdır. Bu öğrencinin kafasını karıştırır. Sesli harflerin öğretiminde ı ile i, o ile ö, u ile ü peş peşe öğretilmemelidir. Sesi tanıma, okuma gerçekleştikten sonra yazı çalışmaları yapılmalıdır. Eğer öğrenci el yazısı ile zorlanıyor ise asla buna zorlanmamalı, okul yaşantısı varsa özel eğitim öğretmeni ve okul öğretmeni mutlaka irtibat halinde olmalıdır. Okuma yazma öğretim süreci Bu süreci 6 evrede inceleyebiliriz; Hazırlık evresi öğrencinin okuma yazma eğitimine hazırlandığı,yazımızın başında bahsettiğimiz ön koşul becerilerin kazandırıldığı evredir. Öğrenci gerekli ön koşul becerileri kazandıktan sonra ses evresine geçilir. Ses evresi Bu evrede sesler tanıtılır. öğrencinin farklı hecelerlerdeki aynı sesleri sezmesi, hece çalışmasına geçmek için iyi bir ölçüttür. Sonrasında hece öğretimine geçilir. Hece evresi öğrenilen seslerle önce iki hece, sonra üç hecelerin oluşturulduğu evredir. Sözcük evresi hecelerin birleştirilip yeni kelimelerin oluşturulduğu evredir. Öğrenilen seslerle hecelerin birleştiriliminden oluşan kelimelerin, resimlerini gösterip okutup yazdırmak görsel destek sebebiyle daha etkili olacaktır. Cümle evresi kelimelerden cümle oluşturma evresidir. Bu evrede öğrendiği kelimler karışık gruplar halinde verilip anlamlı cümle oluşturması istenilebilir. Bu noktada önemli olan basitten karmaşığa gitmek ve her zaman öğrencinin yapabileceği etkinliklerden başlayıp dersi yine yapabildiği etkinliklerle tamamlamaktır. Serbest metin evresi Metin okuma ve yazmanın gerçekleştiği, okuduğu metinle ilgili sorulara cevap verebildiği,söylenen metni yazabildiği evredir. Bu evrede başarı güdüsünün tatmin edilmesi çok önemlidir. Hecelere ayırarak okuma, son sözcüğü veya heceyi tekrar etme gibi davranışlar olabilir. Bu tip durumlarda öğrenciye daha hızlı ve akıcı okumasıyla ilgili komutları verirken bunların teşvik edici olmasına dikkat etmeliyiz. Okuma yazma öğretiminde oyunlar Unutulmamalıdır ki çocuğun yaşantısında oyun büyük bir yer tutar. Bir çok kavram oyun yoluyla daha hızlı öğrenilmektedir. Aynı şekilde okuma yazma çalışmaları yaparken de oyunlardan cümle kelime hecelerin unutulmasını önlemek için bol bol tekrar yapılması yoluyla bu tekrarların zevkli hale gelmesi okuma yazma öğretiminde kullanılabilecek önerebileceğim oyunlardan birkaç örnek aşağıda yer almaktadır. 1Balon Şişirme Oyunu Balonlar alınır ve bu balonların üzerine öğrenilen kelime,hece yada cümleler heceler yan yana getirilerek anlamlı kelimeler yaptırılır. 2 Numarayı Bul Oyunu Kartona 10 tane kutu çizilerek bunlara bir numara verilir. Bu kutuların içine farklı kelimeler tarafından bir numara söylenir ve öğrenci tarafından o kutudaki kelimeyi bulması istenir,okutulur ve yazdırılır. 3 Kelime Piyangosu 60-70 cm çapında ortasında kolayca dönebilen bir gösterge bulunan kartondan bir tablo hazırlanır. Bunun üzerine tekrar ettirilecek kelime yada hece tablonun üzerindeki göstergeyi çevirir hangi kelime yada heceyi gösteriyorsa o kelime okutulur ve yazdırılır. 4 Hece Piyangosu Kelime piyangosu gibi mukavva üzerine yapılır. Göstergenin üzerine heceler ile birleştiği zaman kelime oluşturacak bir hece konur. Kenarlarına da kesilen heceler çevrildiğinde hangi heceyi gösteriyorsa iki hecenin oluşturduğu kelime okutulup yazdırılır. 5 Şans Oyunu bir torba içine kelime fişleri konur. Bu torbada bulunan kelimeler öğrenciye kelime okutulup yazdırılır. Toparlamak gerekirse okuma – yazma öğretimi son derece önem taşıyan bir konudur. Tüm öğretimi yapılan davranışlarda olduğu gibi bu davranışın kazandırılmasında da, çocuğun bireysel farklılıklarını göz önünde bulundurarak en uygun yöntem ve tekniklerin kullanılmasını, doğru zamanda doğru pekiştirenlerin verilmesini, çocuğun eğitim ortamını sevmesini, öğrenmeden zevk almasını sağlamak öğretim sürecini hızlandıracak,eğitimin kalitesini arttıracaktır. Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni İnci Seringen Kaynaklar
25 Temmuz 2019Yabancı dil öğrenmek insana pek çok açıdan yarar sağlar. Bunların bazıları zihni, bazıları psikolojiyi ve bazıları da kişisel gelişimi olumlu yönde etkiler. Ancak yabancı dil öğrenmenin yararları bunlarla sınırlı değil. İster İngilizce, ister Almanca, ister Fransızca olsun herhangi bir yabancı dil öğrenmek, beyinde pek çok olumlu değişimi de beraberinde yıllarda insanlar ikinci bir dil öğrenmenin insanın beyninde karışıklığa neden olduğuna, bu nedenle tek bir dili tam ve doğru bilmenin en iyisi olduğuna inanırlardı. Ancak bu konuda araştırma yapan bilim insanları sayesinde artık biliniyor ki, insan ne kadar çok dil öğrenirse beyni o kadar gelişir ve kişisel gelişimi o kadar yabancı dil öğrenmenin beyne yararlarıBeynin Dil Merkezlerini GeliştirirYabancı dil öğrenmek, beyinde bulunan dil merkezlerini etkiler ve geliştirir. İnsan dil öğrenirken, beyindeki dil merkezini kullanır. Öğrenme, bu merkezin gelişmesi anlamına gelir. Yani ikiden fazla dil öğrenmek, insanın çok dilli bir birey olmasını sağladığı gibi, beynin gelişmesini de Dil Öğrenmek Düşünme Hızını Artırırİki ya da daha fazla dil bilen insanlar genellikle hızlı düşünür, birkaç işi birden yapabilir ve hızlı cevap verirler. Bunların tümü, dil öğrenmenin beynin bilişsel gelişimine olan olumlu katkısından kaynaklanır. Farklı dil konuşma becerilerine sahip olan insanların beyni, uygun sözcükleri bulmak için daha fazla enerji harcar ve harekete geçmek için hızlı Görevleri Yerine Getirebilme Yeteneği KatarYabancı dil öğrenmek insana, günümüzde çok aranan bir özellik hâline gelen çoklu görevleri yerine getirebilme yeteneği katar. Çünkü farklı bir dil öğrenmek beyne iki farklı dilde düşünebilme becerisi kazandırır. Bu da insanın birden fazla işi aynı anda gerçekleştirebilmesi anlamına Güçlü Bir Hafızaya Sahip Olmayı SağlarYeni bir dil öğrenmek için çok sayıda yeni kelime öğrenmek, üstelik bu işlem sırasında kelimeleri ana dildeki karşılıklarıyla hafızaya almak gerekir. Bu da insanın beynini ve hafızasını çokça zorlar. Ancak bu zorlama, beynin ve hafızanın gelişmesini sağlar ki, bu etki araştırmalar sonucunda da kanıtlanmış durumda. Araştırmalara göre, tek dil bilen yani sadece ana dile maruz kalan bebeklerin hafızaları, iki ve daha fazla dil bilen bebeklerin hafızalarından daha zayıf. Yani yabancı dil öğrenen bebeklerin hafızaları, diğer bebeklerinkine göre çok daha güçlü Dil Öğrenmek Dinleme Yeteneğini GeliştirirYabancı dil öğrenmenin beyne yararlarından biri de, beynin dinleme becerisini geliştirmesi. İnsan dil öğrenirken yabancı sesleri duymaya, seçmeye ve anlamaya çalışır. Üstelik ana dilden farklı olan sesleri duymaya çalışmak, beyni fazlasıyla yorar. Bu da beynin dinleme yeteneğinin gelişmesini sağlar. Yani beyin ne kadar zorlanırsa o kadar gelişir.
Okuma Yazma Öğrenmenin İdeal Yaşı Kaçtır? Bu makalede çocuklar okumayı ne zaman öğrenmeli, ideal öğrenim yaşı kaçtır, erken öğrenimin zararları ve yararları üzerinde durulacaktır. Öğretmenlerin hepsinin çok iyi bildiği gibi, erken bir yaşta örneğin okuma gibi akademik bir beceriyi çocukların kazanması için ısrarlı olduklarında ana babalar çocuklarını acele ettirirler gerçekten de şimdi bazı programlar ana babaların çocuklarına 4-5 yaşındayken öğretebileceklerini vadetmektedir. Ana babanın uyguladığı bu baskı ana babanın arzularını yansıtmaktadır, yoksa çocuğun gereksinimlerini ya da eğilimlerini değil. Bazı çocukların erken okumaya eğilimleri olmasına, kitap peşinde koşup yetişkinlerin bunları kendilerine okumalarını istemelerine karşın, bu çocuklar okumayı pek sıkıntı çıkarmadan kendi kendilerine öğrenirler; ancak bunlar azınlıktır. Çocuklar Okumayı Ne Zaman Öğrenmeli Anaokuluna girişte 100 çocuktan sadece 1-3’ünün yeterli olarak 2. sınıf düzeyinde okuduğu tahmin edilmektedir. Bazı insanların iddia ettiği gibi eğer okumayı öğrenmek konuşmayı öğrenmek kadar kolay olsaydı daha birçok kişi okumayı kendi kendine öğrenebilirdi. Çocukların çevrelerinde bol miktarda yazılı malzeme olmasına karşın kendi kendilerine okumayı öğrenememeleri gerçeği, okumanın kendiliğinden veya basit bir beceri olmadığını akla getirmektedir. Diğer taraftan, çocukların büyük bir kısmı eğer çok acele ettirilmezse okumayı rahatlıkla öğrenmektedir. Okumada Güçlük Nasıl Atlatılır Okuma için gereken zihinsel yeteneklere sahip olmadan okuma göreviyle karşılaşan çocuklar uzun dönemli öğrenme güçlükleri geliştirebilirler. Örneğin, bir lisede sonbaharda doğan Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık ve anaokuluna 5 yaşını doldurmadan giren çocuklarla, baharda veya yazın doğan Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz ve okula 5 yaşını doldurduktan sonra giren çocukların notlarını karşılaştırdık. Beş yaşından sonra okula başlayan özellikle erkek çocuklar daha avantajlı durumdaydı. Çocukların zihinsel olarak zorlanması gerekir, ancak bu zorlanma yapıcı olmalıdır, çocuğun zekasını geriletici olmamalıdır. Bir ergene onun için aritmetik hâlâ bir sorunken cebir öğrenmesi için baskı yapmak gibi, çocuğu okumayı erken öğrenmesi için zorlamak bu işe zihinsel olarak hazır olmayan genç insan için yıkıcı bir deneyim olur. Okullar Fabrika Mantığından Uzaklaşmalıdır Günümüzde okullar çocukları acele ettirmektedir, çünkü müdürlerin üzerinde daha iyi “ürünler” vermeleri için baskı vardır. Bu baskı yöneticilerin çocuklara her sınıf düzeyinde fabrikadaki biraz daha dolacak boş şişeler gibi davranmalarına yol açmaktadır. Şişeler yeterince dolmazsa yönetim, işçi kendi şişelerini doldurmaktan sorumlu öğretmen ve kalite kontrolü bilginin geçerli olduğu ve şişenin hatalı olmadığından emin olma üzerinde baskı uygular. Bu fabrika yaklaşımı okulların çocukları acele ettirmelerine neden olur, çünkü zihinsel yeteneklerdeki ve öğrenme hızındaki bireysel farklılıkları gözardı etmektedir. Bu sisteme ayak uyduramayan çocuk, geçici bir süre için de olsa hatalı bir şişe olarak kabul edilmekte ve “öğrenme özürlü” veya “minimal düzeyde beyin hasarlı” ya da “hiperaktif” olarak etiketlenmektedir. Okullarımızın fabrika mantığı, makine ile puanlanan grup testleriyle diğer başka hiçbir etmenle olmadığı biçimde pekiştirilmektedir. Sorun Nasıl Düzelir Ana babalar ve okul yönetim kurulları okullara ve çocukların başarılarına ilişkin tatminsizliklerini daha yüksek sesle ifade ettikçe, son on yıl içerisinde bu tür test uygulamalarına olan bağımlılık önemli oranda artmıştır. Suç kimde olursa olsun, ister televizyonda ister tek ana babalı evlerde, ister çalışan annelerde, ister otoritenin azalmasında olsun, akademik başarı düşmektedir ve bu durumu düzeltme çabaları büyük oranda test uygulamalarına ve öğretmenlerin sorumluluğuna dayanmaktadır. Bu sistemdeki sorun, çocukları çok fazla hızlandırmak ve onları tek bir kalıba girmeye zorlamaktır. Çocuklar, öğretmenlerin ve yöneticilerin yararına iyi yetişmek için baskı altına alınmaktadırlar.
Bilimsel araştırmalar, insanın dil ile ilişkisinin ömür boyunca nasıl geliştiği konusunda karmaşık açıklamalar sunuyor. Veriler, daha ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteriyor. Hayatın farklı dönemlerinde dil öğrenmenin farklı avantajları var. Bebekken kulaklarımız seslere karşı daha duyarlıdır. 1-3 yaş arası çocuklar farklı aksanları hızla öğrenip taklit eder. Yetişkinlerin ise konsantre olma süreleri daha uzun olduğu gibi, okuma yazma gibi becerilere sahip olmak sadece yabancı dilde değil anadilimizde de kelime haznesini sürekli genişletme olanağı verir. Yaşın yanı sıra sosyal durum, öğrenme yöntemleri, hatta dostluk ve arkadaşlık gibi etkenler kaç yabancı dil konuştuğumuzu ve ne kadar iyi konuştuğumuzu etkiler. Edinburgh Üniversitesi’nde İkidillilik Merkezi yöneticisi gelişimsel dilbilimi profesörü Antonella Sorace’a göre, “Yaşla birlikte her şey kötüye gitmiyor” . Sınıfta bir öğretmenin kuralları açıkladığı “bariz öğrenme” yönteminde, konsantrasyon ve hafıza kapasitesi ile bilişsel kontrol becerileri sınırlı olduğundan küçük çocuklar dil öğrenmede başarı gösteremez. “Bu konuda yetişkinler çok daha iyidir. Yani yaş ilerledikçe bu özellik de gelişir” diyor Sorace. İsrail’de yapılan bir araştırmada, yapay bir dil kuralını anlama ve bunu laboratuvar ortamında yeni kelimelere uygulama bakımından farklı yaş gruplarının performansı gözlendi. Genç yetişkinler olarak adlandırılan 14-21 yaş grubundakilerin, 12 yaşındakilerden oluşan gruptan çok daha iyi performans gösterdiği, 12 yaşındakilerin de 8 yaş grubundan daha yüksek puan aldığı görüldü. İngilizce öğrenen 2000 Katalan-İspanyol öğrencisi ile yapılan araştırmada da benzer sonuca varılmış, yabancı dil öğrenmeye daha ileri yaşlarda başlayanların daha genç yaşta başlayanlara kıyasla daha hızlı öğrendiği görülmüştü. Araştırmacılar, daha ileri yaşta olan öğrencilerin, olgunlaşma ile gelen daha ileri düzeyde problem çözme stratejileri gibi becerilerden ve dil konusunda daha yüksek düzeyde tecrübe sahibi olmanın getirdiği avantajlardan yararlandığı sonucuna daha ileri yaşta olanlar hem kendileri hem de dünya hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğu için, yeni öğrendiklerini bu bilgiyle daha kolay işleme koyabilir, yerli yerine oturtabilir. Küçük çocuklar ise “örtülü öğrenme” konusunda çok iyidir. Yani yabancı dili konuşan kişiyi dinleyip taklit ederek öğrenirler. Ama bu öğrenme tarzı o dili konuşan kişi ile çok zaman geçirmeyi gerektirir. 2016’da İkidillilik Merkezi, Çin’in kuzeyinde konuşulan Mandarin dilinin İskoçya’daki ilkokullarda öğretilmesi konusunda İskoç hükümetine bir iç rapor hazırlamıştı. Haftada bir saatlik bir dersin beş yaşındaki çocuklar için pek fark yaratmadığı ifade ediliyordu. Ama o dili konuşan bir öğretmenle iki saatlik dersler, çocukların Mandarin dilinin temel taşlarını kavramasına yardımcı olabiliyordu. Bunlar arasında, yetişkinlerin zorlandığı tonlama gibi unsurlar da vardı. Hepimiz doğal bir dil uzmanı gibi başlarız hayata. Dünyada konuşulan dilleri meydana getiren 600 sessiz harfi ve 200 sesli harfi işitiriz bebeklikte. Birinci yaşımıza bastığımızda beynimiz en sık duyduğumuz sesler konusunda uzmanlaşmaya, anadilimizde bir şeyler mırıldanmaya başlarız. Yeni doğan bebekler bile belli bir aksanla ağlar, anne karnındayken duydukları sesleri taklit eder. Dilde uzmanlaşma, ihtiyacımız olmayan becerileri terk etmemize de neden olur. Japon bebekler l’ sesi ile r’ sesini kolayca ayırabilir. Oysa yetişkin Japonlar bunda zorlanır. Yaşamımızın ilk yılları anadili öğrenme bakımından büyük önem taşır. Terk edilmiş veya izole tutulmuş çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, konuşmayı erken yaşta öğrenmediğimiz takdirde bu boşluğun ileri yaşlarda kolaylıkla doldurulamayacağını gösteriyor. Ancak yabancı bir dil öğrenme bakımından aynı durum söz konusu değil. York Üniversitesi’nden psiko-linguist Danijela Trenkic’e göre, “yaşın birçok başka etkenle birlikte etkili olduğunu anlamak gerekir”. Çocukların yaşamı yetişkinlerden tamamen farklıdır. Bu yüzden çocuklarla yetişkinlerin dil becerilerini kıyaslarken “iki aynı türü kıyaslamıyoruz aslında”. Trenkic başka bir ülkeye taşınan aile örneği veriyor. Bu durumda çocuklar yeni dili ebeveynlerden çok daha hızlı öğrenir. Bunun nedeni, okulda sürekli bu dili dinliyor olmaları olabilir. Ayrıca çocuklar arkadaş edinme, toplulukta kabul görme yoluyla sosyal olarak varlıklarını sürdürme bakımından dil öğrenmeyi daha büyük bir öncelik olarak görür. Oysa ebeveynler kendileri ile aynı dili konuşan diğer göçmenlerle sosyalleşme ihtiyacını giderebilir. Trenkic’e göre, “duygusal bağ oluşturmak dil öğrenmede önemlidir”. Yetişkinler de duygusal bağ kurabilir ve bu yalnızca o ülkenin dilini anadili olarak konuşan birileriyle arkadaşlık etmek şeklinde olmayabilir. 2013’te İtalyanca öğrenmeye çalışan Britanyalı yetişkinleri inceleyen bir araştırmada, diğer öğrenciler ve öğretmenle bağ kurmanın öğrenmekte güçlük çekenler açısından yararlı olduğu görüldü. “Sizin gibi düşünen insanlarla bağ kurduğunuzda dili öğrenmek için daha fazla çaba gösterirsiniz” diyor Trenkic. “Bu çok önemli. Dili öğrenmek için yıllar harcamanız gerekir. Bunu yaparken sosyal bir motivasyon yoksa, çabayı sürdürmek oldukça zordur.” Massachusetts Teknoloji Enstitiüsü MIT bu yıl internet üzerinden 670 bin kişi ile bir anket yaptı. Bir İngiliz gibi İngilizce gramer bilgisine sahip olmak için İngilizce öğrenimine 10 yaş civarında başlamanın en iyi sonuç verdiği görüldü. Daha ileri bir yaşta bu beceri zaman içinde kendi dilimiz de dahil yabancı dillerde iyileşme halinin devam ettiği de görüldü. Örneğin, kendi anadilimizin dil bilgisi kurallarını ancak 30 yaş civarında tümüyle öğrenmiş oluruz. Başka bir araştırmada ise orta yaşa kadar anadilimizde her gün yeni bir kelime öğrendiğimiz görüldü. ” İnsanlar bazen yabancı dil öğrenmenin en büyük avantajı nedir diye soruyor. Daha fazla para mı kazanacağım? Daha zeki veya daha sağlıklı mı olacağım? Ama aslında yabancı dil bilmenin en büyük avantajı daha fazla insanla iletişim kurabilmektir” diyor Trenkic. Trenkic aslen Sırbistanlı. İngilizceyi 20’li yaşlarda İngiltere’ye yerleştikten sonra akıcı halde konuşmaya başlamış. Özellikle yorgun ve stresli olduğu anlarda hala gramatik hatalar yaptığını söylüyor. “Ama her şeye rağmen, önemli olan şu ki İngilizce ile muhteşem şeyler yapabiliyorum. En iyi edebi eserleri okumanın zevkine varabiliyor, yayınlanabilir nitelikte yazılar yazabiliyorum.” Kaynak
erken yaşta okuma yazma öğrenme zararları