ŞirketVerilerinin Elde Edilmesi ve Hisse Senedinin İçsel Değerinin Hesaplanması için Ayrıntılı Adım Adım Kılavuz, Web Uygulaması Dahil Hisse Senedi değerleme yöntemleri, bir hisse senedini indirimli veya primle satın alıp almadığını ölçmek isteyen yatırımcılar için önemlidir. Bu makale, bir hisse senedine nasıl değer verebileceğinizi açıklamaktadır (i. Mağara 1966 tarihinden 1986 senesine kadar tahrip edilmiştir. Bu nedenle bu dönemde yeniden bir Yarımburgaz kazısı yapılmıştır. Bu kazı neticesinde Yarımburgaz Mağarası'nın en eski yerleşim alanının Paleotik döneme ait olduğu belirlenmiştir. Yarımburgaz Mağarasına Nasıl Gidilir? Hem zamandan tasarruf eder hem de ek bir gelir elde edersiniz. Zira uygulama sadece size ait olacak ve kullanıldığı takdirde de size gelir sağlayacaktır. Bugün Çok Daha Uygun Fiyatlı Mobil Uygulamalara Erişilebilir. Android ve IOS tabanlı akıllı telefon ve tabletler ilk çıktığında mobil uygulama fiyatları oldukça yüksektir Hedefe Ulaştıran Dijital Pazarlama Yaklaşımı: Inbound Pazarlama Metedolojisi. Sunduğunuz ürün veya hizmetin hedef kitlenizle buluşmasını, potansiyel müşterilerinizin sadık birer müşteriye dönüşmesini ve sonuçta sizi hedeflerinize ulaştırmayı vadeden Inbound Pazarlama ile dijital pazarlamayı ve markanızı bir üst seviyeye nasıl taşıyabileceğinizi bir de bizden Erdoğan'ın bahsettiği Osmanlı tokadı nedir nasıl atılır, hangi durumlarda ne zaman kullanılır merak edilmeye başlandı. Bazı sosyal medya kullanıcıları Osmanlı tokadı beyin patlatır mı sorusunu merak ederken Osmanlı tokadı hakkında ilginç bilgiler haber detayda. Vay Tiền Nhanh Ggads. Paleontoloji ve arkeolojiye dair bilgilerimiz, yeni yapılan keşiflerle her geçen gün değişiyor. Dolayısıyla beş yıl önce bildiklerimizin daha sonraki yıllarda yanlış olduğu ortaya çıkabiliyor. Dinozorlar hakkında birkaç yıl önce bildiğimiz birçok bilgi de günümüzde tamamen değişmiş durumda. Yaklaşık 66 milyon yıl önce nesilleri tükenen dinozorlarla ilgili olarak da hala bazı yanlış bilgilere sahibiz. Bu yazıda dinozorlar hakkında çoğunlukla yanlış bilinen bilgilerin doğrularını anlatmaya çalıştık. 1676 yılında ilk dinozor fosili bulunduğunda, bunun bir file veya dev bir yaratığa ait olduğu sanılıyordu. Yaklaşık yüzyıl sonra, bilim insanları Megalosaurus diye adlandırdıkları bir yaratığın fosillerini buldu ve bu fosili bodur, aşırı gelişmiş kertenkele olarak tanımladı. Daha sonra, 1842’de baş anatomist Richard Owen yeni bir hayvan grubunun parçası olan Dinosauria Dinozor veya “Korkunç Kertenkeleler” olarak adlandırdığı Megalosaurus cinsini tanımladı. O zamandan beri sürekli yapılan yeni keşiflerle, yaklaşık 700 farklı dinozor türü tanımlandı. Bununla beraber, dinozorlar hakkındaki düşüncelerimiz de temelinden değişmeye başladı. Bugün bildiğimiz dinozorlar çocukken okuduğunuz kitaplardaki dinozorlardan oldukça farklı. Mit 1 Dinozorların hepsi büyüktü Dinozor dendiğinde aklımızda çok büyük, dev yaratıklar canlanıyor. Tyrannosaurus rex bir filin ağırlığından 5 ton daha ağır ve 12 metre uzunluğunda. Ve büyük ihtimalle en büyük etoburlar arasında bile değil. Uzun boyunlu, bitki yiyen sauropod türü dinozorlar devasa boyutlara kadar büyüyor. Devasa Argentinosaurus birkaç kemikten tanınıyor ama boyutlarının 30 metre uzunluğunda ve 80 ton ağırlığında olduğu hesaplanıyor. Karada yaşayan memeliler arasında en büyüğü ve en büyük balinalardan daha büyük. Kara hayvanlarının arasında dinozorlar kadar büyük büyüyebileni hiçbir zaman olmadı. Ama bütün dinozorlar sandığımız gibi büyük değil. Boynuzlu dinozor Protoceratops bir koyun kadardı. Velociraptor, golden retriever boyutundaydı ve Jurassic Park filminde daha korkunç görünüm vermek için boyutunu büyütmek zorunda kaldılar. Son yıllarda yeni küçük türlerin keşfinde bir patlama yaşandı. Örnek olarak kedi boyutunda olan yırtıcı kuş Hesperonychus, tavşan boyunda otçul Tianyulong ve bıldırcın boyutunda böcekçil Parvicursor gibi. Büyük kuzenlerine göre, daha küçük türler büyük ihtimalle daha yaygın. Sadece, T. rex’in büyük kemiklerini muhafaza etmesi daha olası ve arazide göze çarpması daha kolay. Mit 2 Dinozorların hepsi pullarla kaplıydı Dinozorlar ilk keşfedildiklerinde, timsahlarla ve kertenkelelerle akraba oldukları için pullarla kaplı olmaları çok doğal görünüyordu. Gagalı memeliler, boynuzlu dinozorlar, sauropod türü dinozorlar ve zırhlı dinozorlar dahil olmak üzere birçok dinozor pullu görünüme sahiptir. Ama 1970’lerde paleontolojistler kuş akrabaları gibi bazı dinozorların tüylü olup olmadığını merak etmeye başladı. Bu o zamanlar tartışma yarattı ama 1997’de Sinosauropteryx olarak adlandırılan küçük bir etobur dinozorun pullarla değil, yumuşacık tüylerle kaplı olduğu keşfedildi. O zamandan beri tüyler otçul ornithopod, sivri dişleri olan Heterodontosaurus ve birçok etobur ailesinden Tyrannosauridae yani tüylerle kaplı de dahil olmak üzere birçok dinozor keşfedildi. Mit 3 Dinozorların hepsi yeşil ve kahverengiydi Dinozorlara ait ilk çizimlerde, dinozorlar sıkıcı boğuk gri, yeşil ve kahverengi tonlarında resmedilmişti. Eğer Mezozoik dönem o kadar kasvetliyle, nesillerinin tükenmesine şaşmamalı ama gerçekte renkler çok daha parlak ve cafcaflıydı. Dinozor pul ve tüylerinde yapılan araştırmalarda kertenkele pullarını, kuş tüylerini ve saçımızın renkli belirleyen aynı pigmente, melanine rastlandı. İncelemeler dinozorların siyah, beyaz ve kızıl da dahil olmak üzere geniş bir renk aralığından geldiğini gösteriyor. Birkaç analiz dinozor tüylerinde parlak bir pırıltının da olduğunu gösteriyor. Sadece bu da değil, birçok dinozorun üzerinde benekler ve çizgiler de vardı. Beyaz karınları ve koyu renkli sırtları vardı. Bu desenler avcılardan ve avlardan saklanabilmek için kamuflaj olarak evrildi ama parlak renkler ve dikkat çekici desenler, tavus kuşunun kuyruğu gibi çiftleşmek için karşı cinsin dikkatini çekmesini de sağlıyor. Mit 4 Dinozorlar kötü ebeveynlerdi Birçok sürüngen yumurtalarını gömer, yavrularını elinden geldiği şekilde başlarının çaresine bakabilmeleri için bırakıp uzaklaşır. Bu tarz bir ebeveynlik risk taşıyor. Deniz kaplumbağaları yaşamları boyunca binlerce yumurta bırakır ama yalnızca birkaç yavru büyür. Dinozorların da aynı ebeveynlik taktiğini uyguladığı öğretilmişti ama bunun yanlış olduğunu artık biliyoruz. Dinozorların yaşayan akrabaları olan kuşlar ve timsahlar yumurtalarını ve yavruları korur, dinozorların da böyle yaptığını tahmin etmek de akla yatan bir varsayım. Ve de şimdi elimizde buna ait bir kanıt var. Gobi Çölündeki araştırmalarda, kuluçkadaki yumurtaların üzerinde bir dinozor işareti bulundu ve Oviraptor ya da yumurta hırsızı’ diye adlandırılan bu dinozorun yuva yağmalama sırasında öldüğü düşünüldü. Fakat sonrasında, yumurtalar üzerinde daha fazla iskelete rastlandı, tıpkı yumurtaları üzerine oturmuş bir kuş gibi. Bu da Oviraptorun yumurtaları yemediği, tam aksine onları koruduğu anlamanına geliyor. Mit 5 Dinozorlar nesli tükenmeye mahkum edildi Dinozorların yok olmasının uzun bir süre değişen çevreye uyum sağlayamadıklarından dolayı olduğu düşünülüyordu . Gerçekte ise, bulunan fosillerle birlikte dinozorların 100 milyon yıldan fazla bir süre boyunca Kuzey ve Güney Amerika, Asya, Avrupa, Afrika ve hatta Antarktika’da yaşadığı biliniyor. Dinozor türlerinde azalma olduğu düşünülse de, fosiller Dünya’ya yani şu an bildiğimiz üzere Meksika’ya bir asteroid çarptığında, dinozorların 66 milyon yıl önceye kadar yaygın ve çeşitli olduğunu gösteriyor. Çarpmanın ortaya çıkardığı toz, güneşi engelledi ve dünyanın karanlığa gömülmesine sebep oldu. Dinozorlar yok olmaya mahkum edilmemişlerdi, yok olmaları kozmik bir kazanın sonucuydu. Eğer ki asteroid çok çok küçük bir açısal sapma gösterseydi, bugün dünyada hüküm süren tür biz değil dinozorlar olabilirdi. Mit 6 Dinozorların hepsinin nesli tükendi Asteroid neredeyse tüm dinozorları yok ediyordu ama Triceratops ve diğerlerini yok ederken bazı küçük tüylü dinozorlar ve muhtemelen bir düzineden daha fazla tür hayatta kalabildi. Bunlar ve Velociraptor gibi dinozorların uçan kuzenleri ve etobur dinozorların neslinden olan kuşlardı. Ve yalnızca hayatta kalmadılar, geliştiler de. Sonuç olarak bugün on binlerce kuş türüne evrildiler. Nick Longrich. The Conversation. Son güncelleme Mar 5, 2022 Dinozorlar, ilk olarak yaklaşık 230 milyon yıl önce ortaya çıkmış sürüngenlerdi. Dünya üzerinde, tarihteki tüm yaratıklardan daha uzun süre yaşadılar. Dinozorlar yeryüzünde yaklaşık 160 milyon boyunca hüküm sürdü. Çoğu zaman, yaşadıkları çevrelerdeki en üst düzey yırtıcılardı. Fosilleşmiş dinozor kalıntıları insanlık tarihi boyunca bulunmuş olsa da dinozorlar bilimsel olarak ilk kez 19. yüzyılın başlarında tanımlandı. Şimdiye dek dinozor türlerinin oldukça küçük bir kısmının keşfedildiği düşünülüyor. 1842’de Dinosauria taksonuna adını veren kişiyse İngiliz paleontolog Sir Richard Owen’dır. Dinozor kelimesi “korkunç kertenkele” anlamına gelir ama bu anlam biraz yanıltıcıdır çünkü dinozorlar aslında kertenkele değil, apayrı bir sürüngen grubudur. İlk dinozor buluntuları, ejderha ve hidra gibi mitolojik yaratıkların da kökenini oluşturmuş olabilir. Dinozorlar yaşamlarına Pangea adlı süperkıtada başlayan, kendi içinde çeşitliliğin fazla olduğu bir gruptur. Kıta kayması ilerledikçe ve Pangea daha küçük kıtalara ayrıldıkça dinozorların çeşitliliği de arttı. Triceratops ve T-rex ne kadar farklı görünseler de ortak bir atadan gelirler. Dinozorlar Dört Ayaklı Dinozorlar Bitkiyle beslenen dinozorların çoğunda günümüzün kuşlarına benzer kalça kemikleri vardı. Dört ayak üzerinde yürüyorlardı ve yırtıcılara karşı kendilerini korumak için evrimleşmişlerdi. Bazılarının savunma amaçlı büyük boynuzları vardı. İki Ayaklı Dinozolar Etle beslenen dinozorların çoğunda günümüz kertenkelelerininki gibi kalça kemikleri vardı ve iki ayak üzerinde hareket ediyorlardı. Bu sayede çok hızlı koşarak avlarını yakalayabiliyorlardı. İlginç bir şekilde, günümüzün kuşları bu kertenkele kalçalı dinozorlardan evrilmiştir. Aslında Dinozor Değil Bazı pleziozorların uzun ve esnek boyunları vardı. Bu sayede balık yakalayabiliyorlardı. Yüzen Sürüngenler Dünyadaki okyanuslar bir zamanlar ihtiyozorlar, plezozorlar ve mozazorlarla doluydu. Bunların hiçbiri dinozor değildir. Su altında yaşayan bu hayvanların çoğu günümüzün balıklarına benziyordu. Denizde yaşama mükemmel şekilde uyum sağlamışlardı. Fosiller, doğum yoluyla çoğalmış olabileceklerini gösteriyor. Birçok pterozor fosili, uçmaya yarayan son derece güçlü kaslara sahip olduklarını gösteriyor. Pterozorlar Aynı dönemde yaşamış olmalarına rağmen bu dönemin uçan yaratıklarının çoğu dinozor değildi. Bu uçan sürüngenler, büyük beyinleri ve ölümcül gagalarıyla göklerin hakimiydi. Kaynak Dinozorlar Başarılı genç bir paleontolog ile yapılan röportaj, dinozorlar hakkında bilmediğimiz birçok detayı gün yüzüne çıkartıyor. Geçtiğimiz günlerde 34 yaşında uzman bir paleontolog ve biyolog olan Steve Brusatte’ye dinazorlar hakkında doğru bilinen yanlışlar ve bazı spesifik sorular yöneltildi. Oldukça keyifli geçen bu röportaj, bize dinozorlar hakkında doğru bildiğimiz yanlışları gösterdi. Dinozorlar hangi zaman diliminde yaşamıştır? Dinozorlar Trias, Jurassic ve Kretase adı verilen üç dönem içerisinde yaşamıştır. Trias, yükselme dönemi iken Jurassic, baskın dinazorların ortaya çıktığı dönemi kapsıyordu. Kretase dönemi ise türlerin dünya geneline yayıldığı en parlak dönemi oluşturuyordu. Dinozorlar her tür ve boyutta bulunabildiği halde neden dünyada yaşamış en büyük kara canlısı oldular? Bu evrimin en büyük gizemlerinden biri olsa da mantık yürütmek gerekirse doğa koşullarının gerektirdiği faktörlerden yalnızca biri. Yüksek ağaçlarda bulunan yiyeceklere ulaşması gereken otobur dinazorların başka bir şansı yoktu. Aynı şekilde onlarla beslenen etobur dinozorlar da uygun boyutlarda olmalıydı. Ayrıca boyutlarına göre oldukça hafif olan kemik yapıları ve akciğerlerden uzayan hava keseleri düşünüldüğünde mega boyutlarda bir yaratık için gerekli malzemelere sahip olmuş oluyorsunuz. Bir uzman olarak en çok etkilendiğiniz dinozor türü hangisi? Bu bir klişe olacak ancak ben de herkes gibi bir T-rex hayranıyım diyebilirim. Sebebine gelirsek burada bahsettiğimiz canlı, tüm zamanların en büyük ve korkutucu yırtıcısıydı. Üstelik efsanelerde bahsedilen ejderhalardan, tek boynuzlu atlardan ya da herhangi bir mitolojik karakterden çok daha etkileyici olan bu canlılar tamamen gerçekti. Olgun bir T-rex’in tipik hayatı nasıl olabilir? Hayallerimizi vahşi tutmakta fayda var. Bu yaratık görünüşünün hakkını sonuna kadar veriyor. T-rex’lerin büyük kıtasal deniz ve nehirlerle kuşatılmış alanlarda yaşadığını ve favori avlarının Edmontosaurus, Triceratops ve Albertosaurus olduğunu biliyoruz. Buradan çıkan sonuç, bu denli hızlı avları tek başına yakalamaları zor olan T-rex’lerin minik öbekler halinde takım planı ile avlandığı yönünde. Tüm bunlar dışında güçlü çeneleri ile avlarının kemiklerini anında çiğneyebileceklerini de bu vahşi canlıların yamyamlık eğilimi ile birbirlerini yediklerine dair çıkarımlar da mevcut. Dinozorlar ve T-rex hakkında doğru bilinen yanlışlar mevcut mu? Evet, benim çocukluğumdan bu yana dinazorların oldukça ufak beyinleri olduğu ve son derece düşük kapasiteli zeka seviyesine sahip olduğu söylenirdi. Ancak bu son derece yanlış bir bilgi. Bilinenin aksine birçok dinazor türü büyük bir beyne ve en az köpek ya da kedinin zekasına sahipti. Üstelik bunlar sıradan tahminler değil, sonuçları insanlar üzerinde defalarca kanıtlanmış CAT taramalarına dayanan bir tahmin. Gelelim klişeler kısmına. Jurassic Park, son derece başarılı ve hoş bir film de olsa içerisinde birçok yanlış barındırıyor. Örneğin bir cipin peşinden fütursuzca koşan bir t-rex görmek son derece anlamsız, zira karşınızda gerçekten zeki bir canlı mevcut. Bunun yanında filmde tasvir edilenin aksine T-rex’ler son derece iyi duyabilen, iyi koku alabilen ve iyi görsel algısı olan canlılardı. Yani karşısında hareketsiz durduğunuzda sizi kaybettiğini sanan bir canlı fikri oldukça anlamsız. Böyle bir hareket yapıldığı anda asıl olacak şey, sevgili T-rex’imiz için minik bir aperatif olmanızdan ibaret.. Kaynak Dinozorlar; masallara, efsanelere ve bilim-kurgu yapıtlarına konu olan dev yaratıklara duyduğumuz ilgi Taş Devri ve Jurassic Park gibi film ve animasyonlarla giderek arttı. O dev’ canlılara olan merakımızı biraz olsun gidermek için bilimsel verilere dayanarak bir liste derledik. Dünya üzerinde insanların varlığı, dinozorların 150 milyon yıllık yaşamının yalnızca binde 1’ine denk gelmektedir. Dinozorların neslinin tükenmesi, memelilerin yaşama devam etmesini sağlamıştır. Dinozorların nesli tükenene kadar memeliler görece küçük boyutlarda kalmışlardır. Çok sayıda bilim insanı, milyon yıl önce Meksika’nın Yucatan Yarımadasına bir asteroit çarptığına ve bu çarpışmanın dinozorların neslini tükettiğine inanmaktadır. Ya da nesillerini tüketmemiş olsa da asteroidin bunda büyük bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Bilim, dinozorların teknik olarak yok olmadığını, kuşların da bir tür dinozor olduğunu savunmaktadır. Mezozoyik dönemde var olan tahmini tür sayısının ile arasında olduğu düşünülmektedir. En uzunu, Wyoming’de ABD keşfedilen ve uzunluğu 27 metre olan Diplodocus’tur. Bilinen en küçük dinozor ise yaklaşık 10 santimetre yüksekliğindedir ve ağırlığı bir chihuahuadan daha azdır. Bugün isimlerini, boyutlarını ve yaşadıklarını bildiğimiz dinozorların büyük bir çoğunluğu bulunan bir diş veya bir kemikten öğrenilmiştir. Dinozor kelimesinin kökeni Antik Yunan Latincesine dayanmaktadır. Kelimenin anlamı ise korkunç kertenkele’dir. Bolivya’da bulunan 68 milyon yıllık bir kalker kayalıkta, 5000’den fazla ize rastlanmıştır. 2015 yılında ise 4 yıl boyunca süren araştırmanın sonucunda 100 milyon yıllık kemiklere ulaşılmıştır. Dinozorlara ait tüyler fosillerde belirgin değildir ve dinozorların tüylü görüntüleri fosiller aracılığıyla oluşturulmamıştır. Tüyler kehribarlar içinde korunmuş olarak bulunmuştur. Orta Çin’de yaşayan köylüler uzun yıllar boyunca dinozor kemiklerini ejderhalara ait oldukları düşüncesiyle ilaç olarak kullanmışlardır. Bu içeriği beğendiniz mi? Bunun gibi daha fazla içerik üretebilmemiz için bize Patreon´da destek olun. 🙂 Dünya’ya göktaşı çarpmasaydı ve kitlesel yok oluş gerçekleşmeseydi neler olurdu? Dinozorlar günümüze kadar gelebilir miydi? Erken memeliler, bu yırtıcılarla zor zamanlar geçirebilirdi. C Getty 66 milyon yıl önce 15 km çapındaki bir göktaşı dünyaya çarptığında yarattığı etki 10 milyar Hiroşima bombası gücündeydi. Bu radyoaktif ateş topu binlerce kilometrelik alanı yakıp kavurmuş, 25 kilodan büyük kara hayvanları, yeryüzündeki canlı türlerinin yüzde 75’i ortadan kalkmıştı. Dinozorlardan ise geriye sadece bugün kuş olarak bildiğimiz uçan türleri kalmıştı. T. rex’in Isırığı, Bir Arabayı Ezebilirdi Profesör Sean Gulick’e göre, “100 gigaton milyar ton sülfürün atmosfere girmesi hava sıcaklığında 25 santigrat derecelik bir düşüşe neden olur ve bu en az 15 yıl boyunca devam eder. Bu ise dünyanın birçok bölgesinde sıcaklığın donma noktasının altına düşmesi anlamına gelir.” Gulick, göktaşı çarpması sonrasında ise 325 gigaton sülfürün atmosfere yayıldığını yıllar aşırı boyutlara varan bu iklim değişikliği ise dinozorların sonu olmuş, memeliler ise bu dönemden sağlam çıkmıştı. Büyük kanatlara sahip dev pterozorlar gökyüzüne hâkim olabilirdi. C Getty Kitlesel yok oluş yaşanmasaydı neler olurdu? Bilim insanlarının belirttiğine göre, göktaşı birkaç dakika daha geç ya da erken gelmiş olsaydı Meksika’nın Yucatan bölgesindeki sığ sulara değil, Atlantik ya da Pasifik okyanusunun derin sularına isabet etmiş olacaktı. Böylece çarpma şiddetinin bir kısmı giderilecek ve yıllarca atmosferi boğan sülfür çökeltilerinin etkisi sınırlı kalacaktı. Bu durumda da büyük bir tsunami ve tahribat olur ve birçok canlı yine ortadan kalkar, ama belki de bazı büyük dinozor türleri hayatta kalabilir, hatta yeni dinozor türleri evrimleşebilirdi. Yeni Keşfedilen Pterozor, Uçan En Büyük Hayvanlardan Biriydi Araştırmacılara göre, dinozorların varlığını devam ettirmesi durumunda insanların evrilme şansı olup olmadığı da tartışmalı. Üç boynuzlu dinozorlar triceratop çayırlarda gelişen memeliler gibi hızlı ve daha küçük canlılar halinde evrilebilirdi. C Jurassic Park Dinozor türleri zaten tükeniyordu 66 milyon yıl önce devasa bir asteroidin Meksika körfezine çarptığı, bu çarpışmanın etkisiyle tonlarca tozun gökyüzünü kaplayarak güneşi kararttığı ve sonuç olarak dünyadaki birçok bitkiyi ve dinozorları öldürdüğü düşünülüyordu. Fakat asteroid çarpmadan önce dinozorların hala gelişmekte olup olmadığı bir gizemdi. Araştırmalar, meteorun dünyaya çarpıp dinozorları tamamen yok etmesinden en az 50 milyon yıl önce, dinozorların zaten evrimsel bir gerileme içinde olduğunu ve türlerinin ve sayılarının azaldığını gösteriyor. Araştırmaya göre kıtaların birbirinden ayrılması, devam eden volkanik aktivite ve diğer ekolojik faktörler dinozor türlerinin yavaş yavaş azalmasına neden olmuş olabilir. Dinozorların Soyu Meteordan Çok Daha Önce de Tükeniyordu Bazı araştırmacılar, göktaşı çarpmasaydı bile, iklimdeki soğuma nedeniyle dinozorların yok olmaya mahkum olduğuna inanıyor. Paleontolog Mike Benton’a göre, son 40 milyon yıldır memelilerde yeni türler ortaya çıkarken dinozorların sayısı zaten azalıyordu. Bazıları ise Hindistan’daki Deccan Platosu yanardağlarındaki patlamalar nedeniyle 66 milyon yıl önce dinozorların bir kısmının zaten ortadan kalkmış olacağına, ama hayatta kalanları tehdit edecek başka bir dönem olmadığına inanıyor. Trinozorlar milli parklarda karşımıza çıkan dinozorlar olabilirdi. C Getty Dinozorlar yok olmasaydı nasıl evrilirdi? İklim değişikliği muhtemelen dinozorlar için en büyük sorun olurdu. 55 milyon yıl önce hava sıcaklığı günümüzden 8 derece daha sıcaktı ve dünyanın büyük kısmı yağmur ormanlarıyla kaplıydı. Bu bitki bolluğunda uzun boyunlu sauropod türü dinozor hızla gelişip erken yaşta üremeye ve bedenleri giderek küçülmeye başlardı. Güney Amerika’da 40 metre uzunluğundaki titanozorlar ise çoktan ortadan kalkmıştı. Bazı uzmanlar bitkilerdeki evrimin dinozorları da etkileyeceğini, çiçekli bitkilerin artması nedeniyle otobur dinozorların bunlarla besleneceğini ve bu bitkilerin sindirimi daha kolay olacağı için bedenlerinin küçüleceğini öngörüyor. Çiçekli bitkilerle birlikte meyveler de ortaya çıkmış, memeliler ve kuşlar bunların tohumlarının dağılmasına yardımcı olmuştu. Maymuna benzer dinozorlar bu durumda avantajlı hale gelip gelişebilirdi. Bir başka önemli olay ise 34 milyon yıl önce Güney Amerika ile Antarktika kıtalarının ayrılmasıydı. Bu süreçte Antarktika’da buzullar oluşmuş, dünya soğuyup kurulaşmış, çayırlar yaygınlaşmıştı. Bu ortamda otobur memeliler yaygınlaşmış, çayırlarda otlayan toynaklı memeliler çeşitlenmiş, onlarla beslenen etoburlar da çoğalmıştı. Bu durumda çayırlara uygun özellikler geliştirmiş olan dinozor türleri evrilebilirdi. Günümüze daha da yaklaşırsak son 2,6 milyon yıldır dinozorlar birçok buzul çağına tanık olacaktı. Zaten Mezozoik dönem sonunda Kuzey Kutup Dairesi’nde dinozorların yaşadığı biliniyor. Uzmanlar buzul çağda tüylü dinozor türlerinin gelişmiş olacağına ihtimal veriyor. Bazıları ise biraz daha yaşasalardı bazı dinozorların yılan ve kertenkeleler gibi yeraltı dünyasında uzmanlaşmış olacağına inanıyor. Dinozorların gelişebileceği bir başka alan da okyanuslar olurdu. Nehir ve deniz kenarlarında bazı dinozor fosillerine rastlandı. Belki de kimi türler memeli balinalar gibi tamamen okyanusta yaşamaya evrilebilirdi. Dünyaya göktaşı çarpmamış olsaydı dinozor görmek için müzeye gitmek gerekmeyebilirdi. C SPL Memelilere ve kuşlara ne olurdu? Karada dinozorların yaşamaya devam ettiği, gökyüzünde uçan sürüngenlerin, denizde ise ihtiyozor türü dinozorların evrimleştiği bir ortamda memelilerin ve kuşların kaderi nasıl değişirdi? 66-100 milyon yıl öncesinde Mezozoik dönem sonunda kuşlar zaten çeşitli türlere ayrılmıştı. Madagaskar, Mauritius ve Yeni Zelanda uçamayan dev kuşlar ve Dodolarla dolu olabilirdi. Fakat memelilerde durum farklı. Memeliler 160 milyon yıldır var olsa da göktaşı çarptığında henüz bedenen küçük canlılardan oluşuyorlardı ve fazla yaygın değillerdi. Bazı uzmanlar göktaşı ile dinozorların ortadan kalkmasının memelilerin gelişme şansını artırdığına inanıyor. Ancak yine de birçok memelinin de dinozorlarla beraber yok olduğu düşünülüyor. Araştırmacılara göre eğer birkaç şanslı memeli türü yaşamayı başaramasaydı, memeliler de dinozorlar gibi ortadan kaybolacaktı ve biz şu an burada olmayacaktık. Neredeyse Dinozorlarla Aynı Kaderi Paylaşacaktık Dinozorlar için yok edici olan bu durum, memeliler için yeni bir dönem başlatmış olabilir. Evrimsel biyolog Dr Chris Venditti, “Dinozorların çöküşü, meteor çarpmasından önce, memelilerin gelişmeye başlaması için yeterince yer açmış olmalı. Böylece dünyadaki baskın tür olarak dinozorların yerini almak için uygun hale geldiler.” diyor. Bazıları ise dinozorların varlığının büyük hayvanları tehdit ettiğini kabul etse de, yarasa, kemirgen, küçük etoburlar ile tırmanan primatların daha da çeşitlenmiş olabileceğini söylüyor. Dinozorlar varken de hominid adı verilen insansı canlılar ortaya çıkabilirdi. Tıpkı atalarımız tehlikeli büyük hayvanlarla baş edecek stratejiler geliştirdiği gibi onlar da aynı şeyi yapabilirdi. Mezozoik dönemin kanlı bir dönem olduğu düşünülür, ama yırtıcı hayvanlar seyrek bir şekilde dağılmıştı ve yollarına çıkılmadığı sürece onlardan korunmak mümkündü. Dinozorlarda da zeka gelişebilir miydi? 1982’de Kanada Doğa Müzesi’nin yayımladığı bir rapora göre böyle bir olasılık vardı. Papağan, karga ve primatlara eşdeğer düzeyde karmaşık beyne ve problem çözme becerisine sahip dinozorlar gelişebilirdi. Ama insan zekasına yakın bir zeka beklenmiyor. Dinozorlar günümüze kadar gelebilir miydi sorusuna verilen yanıt ise evet. Ama insanların nüfus artışı ve yayılması nedeniyle nasıl ki mamutlar ve büyük canlıların soyu tükendiyse dinozorlarda da birkaç tür dışında aynı sonuç ortaya çıkabilirdi. Bu türler de Avustralya ve Alaska gibi nüfus yoğunluğunun az olduğu bölgelere özgü kalabilirdi. Küçük türler ise güvercinler, sıçanlar ve martılar gibi şehir ortamlarına uyum sağlamış olabilirdi. BBC. John Pickerell. 26 Eylül 2017.

dinozorlar hakkında bugün elde ettiğimiz bilgiler nasıl elde edilmiştir