PEYGAMBERİMİZİN DOĞUM GÜNÜ. 12 Ocak, 2014 REHBERLİK&GELİŞİM, Sahipkıran Akademi Yazıları 2499. Arif YAVUZLAR. Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi, Kumdan, ayın ondördü bir öksüz çıkıverdi! Lâkin o ne hüsrândı ki: hissetmedi gözler; Kaç bin senedir, hâlbuki bekleşmedelerdi! Mehmet Akif ERSOY. Bugün, Hicri
Doğumgünü kutlayacağınız mekanda en az sizin kadar özel olmalı. Bursa'da doğum günü kutlayabileceğiniz mekanları sizler için derledik.
BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM Arkadaşlar bugün 10 şubat ve benim doğum günüm. Ofise geldim işte klasik doğum günü süprizlerini bilirsiniz doğum günü çocuğu ortama gelir ışıklar kapanır sonra üzerinde mumlar yanan bir pasta girer içeri ve hapy birtday to you eşliğinde iyi ki doğdun hikme anıl vs. 30 yaşındaki adam bunları yer mi. Haberim yokmuş gibi davrandım
Mehmet - Ölen Babaya Sözler, Ölen Babaya Özlem Sözleri; Meltem - Ölen Babaya Sözler, Ölen Babaya Özlem Sözleri; Ceyda - Ölen Babaya Sözler, Ölen Babaya Özlem Sözleri; Sevda Şeker - Ölen Babaya Sözler, Ölen Babaya Özlem Sözleri; İbrahim - Anneye Doğum Günü Sözleri, Anneye Doğum Günü Mesajı
YineSravana (Ağustos-Eylül) ayının 23. gecesi kutlanan “Krişna Janmastami”, Tanrı Vişnu’nun sekizinci avatarı kabul edilen Krişna’nın doğum günü anısına kutlanır. Varanasi örneği altında Hindistan’ın dinî ve sosyal durumu ile ilgili ele alınması gerekli olan bir başka konu ise kast sistemidir.
Vay Tiền Nhanh Ggads. 1613 1 Ehil Üye Ahmedinejad Ölünün Doğum Günü Kutlanır mı? Ahmedinejad Ölünün doğum günü kutlan?r m?? ?ran Cumhurbaşkan? Mahmud Ahmedinejad, ?srail'in kuruluşunun 60. y?ldönümü kutlamalar?na ilişkin olarak, "Hiç ölünün doğum günü kutlan?r m?" dedi. &220;lkenin kuzeyindeki Gülistan eyaletinin başkenti Gorgan'da halka hitap eden Ahmedinejad, Filistin meselesine ve ?srail'in kuruluşunun 60. y?ldönümü için yap?lan kutlama törenlerine de değindi. "Bölge milletleri, bu cani rejimden nefret ediyor" ifadesini kullanan Ahmedinejad, "Bölge milletlerinin eline küçük bir f?rsat geçse, bu sahte rejimin kökünü kaz?yacaklar" dedi. ?srail'e destek vermeye devam edenlerin adlar?n?n da tarihteki caniler listesinde yer alacağ?n? söyleyen Ahmedinejad, şunlar? kaydetti "Bugünlerde siyonist rejim ?srail için doğum günü kutlamas? yap?yorlar. Bu ölmüş birisi için doğum günü kutlamaya benziyor. Hiç ölünün doğum günü kutlan?r m?? Bu kutlaman?n hiçbir anlam? yok. Bu, sadece o töreni yapanlar?n haysiyetini yok eder. Onlar, bu kutlamalarla ölmek üzere olan siyonist rejime can vermek istiyor." Ahmedinejad, geçen hafta da ?srail'e, "kokmuş ceset" ve "ölü fare" demişti. aa Ne harabi,ne harabatiyim, kökü mazide olan atiyim,ati. Yahya Kemal Bir Melek Olmak Değil Derdim Asla...Ben Şeytan Olmak İstemiyorum!!! 1620 2 Yasaklı Üye Ne kadar "Müslüman yanlisi" gibi konusmaya calissa da, siyasetini sevmiyorum Achmedinedschad'in... Konusmalariyla, karsi tarafi daha da kiskirtiyor, daha siddetli tavirlarina yol acmis taraf bu adamin konusmalarina göre siyaset yapabiliyor, ellerine koz vermis oluyor...
“Çocuğum çevrede gördüğü doğum günü kutlamalarına çok hevesleniyor. Ben kutlamak istemiyorum ama çocuğumun üzülmesini de istemiyorum. Ne yapmalıyım?” diye sormuş bir alınamayan bir gösteriş çılgınlığına dönen ve neredeyse bir anane haline gelen bu ritüelin nerede duracağını hiç birimiz bilmiyoruz. Evlilik yıl dönümleri, doğum günleri, önceki yıllarda genelde daha Avrupai bir yaşam biçimini benimseyen aileler tarafından kutlanırdı. İslami anlayışa sahip aileler bu tür kutlamalara prim nasıl olduysa bu kutlamalar İslami camianın da alışkanlığı oluverdi. Aile içinde kalsa iyiydi belki. Ancak doğum günleri için salon tutulur, parti yapılır oldu. Hatta doğum günü için davetiyeler bile bastırılıyor. Artık okullarda bizzat öğretmenler tarafından destekleniyor. Zengin veliler çocukların doğum günlerinde kocaman bir pastayı sınıfa getirip kutlama yapıyor. Genelde bir kaç gün önceden diğer çocukların haberi olduğu için bazıları hediye alıp sınıfta arkadaşlarına çoğu bu kutlamaya heves ediyor. Yurtdışında olsa “Yavrum bunlar müslüman değil. Bu kutlamalarda bize ait değil.” diye açıklama yapmak kolay. Ama kendi ülkenizde, çoğunluğu müslüman olan bir ülkede çocuklara bunu izah etmek hiç kolay fıtratında mükemmeliyetçilik vardır. Çünkü insan cennete programlanmıştır. Bu yüzden daima elinde olanın daha iyisini hedefler. Bir çocuğun doğum gününü bu yıl basit bir pastayla kutlasanız da, gelecek yıl pastadan daha öte beklentiler içine girecektir. Hediye ister, sonra daha pahalısını ister. Komşunun çocuğuna, sınıf arkadaşına yapılan daha gösterişli bir kutlamayı talep eder…Baştan itibaren doğum günü kutlamazsanız ve yeri geldiğinde doğum günlerinin kutlanmaya değer bir gün olmadığını anlatır, çocuğun her zaman değerli olduğunu fark ettirirseniz, çocuklar bu kutlamaların çok da önemli olmadığını de işin şu boyutu var. Kutlanacak günler arttıkça asıl değer vermemiz gereken iki bayramımıza verilen değer azalıyor. Oysa biz bayramları özlemle bekler, hazırlıklar yapar ve bayramları sevdiklerimizle beraber geçiririz. Bu iki bayram kişiye özel değildir. Herkesin bayramıdır. Hazırlıklar herkes içindir. Doğum günlerinde ise merkezde tek bir kişi vardır. Tek kişi hatırlanır ve tek kişiye hediye alınır. Bu açıdan bence doğum günü kutlamak, kişiyi kutsamaktır!Çünkü kişiye her seferinde şu mesaj verilir “Sen önemlisin! Sen özelsin! İyi ki doğdun, iyi ki varsın! Her şeyin en iyisine layıksın!” Oysa bir çocuk için anne ve babası tarafından sevilmek, ilgi görmek, sorunlarının paylaşılması, iyi davranışları karşısında takdir görmesi, özel günlere tahsis edilmeden bazen küçük hediyeler alınması yeterli olmalıdır. Ailesinden yeterince sevgi ve ilgi gören, sözlü veya fiziksel şiddet görmeyen çocuk zaten mutlu çocuktur. Okuldan eve geldiğinde annesinin yaptığı bir pasta, güzel bir sofra, haftasonu ailecek parka veya pikniğe gitmek, aile sohbetleri yapmak psikolojik gelişimi açısından çok önemli ve yaşlardan itibaren düzenli olarak doğum günü kutlanmış biri evlendiği vakit, doğum günlerinin unutulmasına tahammül edemiyor ve değer görmediğini, sevilmediğini düşünüyor. Sadece bu konu bile pek çok evlilikte huzursuzluk sebebi yaşındaki çocukların bile doğum günlerinin bir parti havasında kutlandığını düşününce bu işin birazda ebeveynlerin kendilerini tatmin etme yarışı olduğu inkar edilebilir mi? Ya da çocuğunun yanında olamadığı zamanların bir telafisi olarak abartılı doğum günü kutlamaları yapmak ve çocuğu hediyelere boğmak, bir nevi aldatmak değil midir?Çocuklarımıza başkalarının mutluluğuyla da mutlu olmayı öğretelim. Durumu iyi olmayan bir arkadaşına hediye vermesini sağlayalım. Hatta yoksul bir aileyi beraber ziyarete gidip, vermenin ne kadar mutlu eden bir eylem olduğunu onlara yandan, son yıllarda İslami camiada bu konuya şöyle bir izahat getirilir oldu. “Doğum günü kutlamak doğru olmasaydı, Peygamberimizin doğum gününü de kutlamazdık.” Kardeşlerim, biz zaten Allah Rasulünden veya Sahabelerden böyle bir kutlama şeklini öğrenmedik. Atalarımız, Alimlerimiz de bilmezdi böyle bir kutlamayı. Kabul edelim ki kutlu doğum haftaları, oruç tutmanın, salavat çekmenin, Peygamberin hatırlanmasının çok ötesine geçen, kapitalizme hizmet eden, 80 li yıllarda belli bir kesim tarafından türetilmiş günlerdir. Allah Rasulüne pasta yapmayı, “İyiki doğdun, doğum günün kutlu olsun efendim” yazmayı, sazlı sözlü geceler düzenlemeyi İslam’ın neresine koyacağız? Mümin olarak bize düşen Rasulümüzü anmak değil, getirdiği mesajları anlamak cümle Kendisine güvenen değil, Allah’a güvenen, nefsine kul olan değil, yalnızca Allah’a kul olan, küçük detaylarla mutlu olmayı bilen şahsiyetli bireyler yetiştirelim. Doğum günleriyle çocukları mutlu etmeye çalışmak, maalesef çocuğu bencilleştirmekten öteye gidemiyor…Cahide Sultan
Haberler > Kaderin Cilvesini İliklerine Kadar Yaşayıp Doğum Gününde Ölmüş 17 Ünlü - 1850 Başlangıç ve son. Yani doğum ve ölüm. Doğum günüyle ölüm gününün aynı takvim gününe denk gelmesi ise kaderin cilvesi olsa gerek. Biz de sizin için doğum gününde hayatını kaybetmiş ünlü isimleri içerikleştirdik. 1. Yaşar Nuri Öztürk 22 Haziran 1945'te hayata gözlerini açan ilahiyat profesörü, siyasetçi, yazar Yaşar Nuri Öztürk 2016'da 71 yaşında doğum gününde hayata gözlerini yumdu. 2. Ingrid Bergman 29 Ağustos 1915 doğumlu İsveçli sinema ve tiyatro oyuncusu Bergman 1982 yılında 67 yaşındayken doğum gününde hayatını kaybetti. 3. William Shakespeare 23 Nisan 1564 tarihinde doğan İngiliz yazar ve şair William Shakespeare, 1616 yılında 52 yaşındayken doğum gününde hayata gözlerini yumdu. 4. Franklin Roosvelt Jr. 17 Ağustos 1914'te dünyaya gelen Amerikalı siyasetçi, iş adamı ve avukat Franklin Roosvelt Jr. aynı ismi taşıdığı Amerikan Başkanı Franklin Roosvelt'in oğludur ve 1988 yılında 74 yaşındayken doğum gününde hayata gözlerini yummuştur. 5. Gertrude Astor 9 Kasım 1887'de dünyaya gelen, 20'li ve 30'lu yılların en gözde aktrislerinden olan Amerikalı Gertrude Astor, 1977 yılında 90 yaşındayken doğum gününde hayata gözlerini yumdu. 6. Kenan Pars 10 Mart 1920'de İstanbul'da doğan Türk sinemasının önemli isimlerinden biri olan Pars, 2008 yılında 88 yaşındayken doğum gününde sevenlerine ve yakınlarına veda etti. 7. Raffaello Sanzio 6 Nisan 1483 günü hayata gözlerini açan, rönesansın önemli temsilcilerinden İtalyan mimar ve ressam 1520'de 37 yaşındayken doğum gününde vefat etti. 8. Maury Chaykin 27 Temmuz 1949 günü dünyaya gelen ünlü aktör 2010 yılında 61 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. 9. Grace Bradley 21 Eylül 1913'te dünyaya gelen aktris 30'lı yılların en çok aranan ismiydi. 2010 yılında 97 yaşındayken doğum gününde öldü. 10. Fran Warren 4 Mart 1926 doğumlu ünlü şarkıcı 2013 yılında 87 yaşındayken doğum gününde hayata gözlerini yumdu. 11. Otto Kruger 6 Eylül 1885'te doğan Amerikalı aktör 89 yaşında 1974 yılında hayata gözlerini yumdu. 12. Nan Grey 25 Temmuz 1918 doğumlu Amerikalı aktris 1993 yılında 75. doğum gününde hayatını kaybetti. 13. Ian Marter Bir dönem Doctor Who adlı dizide de rol alan 28 Ekim 1944 doğumlu İngiliz aktör ve yazar 1986 yılında 42 yaşındayken hayatını kaybetti. 14. Betty Friedan Dünyaca ünlü feminist ve kadın hakları aktivisti olan yazar 4 Şubat 1921 doğumlu. Ölümü ise 2006 yılında 85 yaşındayken doğum gününde. 15. Merle Haggard 6 Nisan 1937 tarihinde dünyaya gelen Amerikalı müzisyen 2016 yılında 79 yaşındayken doğum gününde hayata gözlerini yumdu. 16. Diane Shalet 23 Şubat 1935 doğumlu Amerikalı aktris 2006 yılında 71 yaşındayken doğum gününde hayatını kaybetti. 17. Walter Diemer 8 Ocak 1904 doğumlu olan Walter Diemer aslında muhasebeci. Onu ünlü yapan ise balonlu sakızın mucidi olması. Diemer 1998 yılında 94 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Bonus Doğum gününden sadece 1 gün farkla hayata gözlerini yuman ünlüler. Necip Fazıl Kısakürek Şair 26 Mayıs 1904 - 25 Mayıs 1983Vicente Blasco Ibanez Yazar 29 Ocak 1867 - 28 Ocak 1928Grant Wood Ressam 13 Şubat 1891 - 12 Şubat 1942Cliff Robertson Aktör 9 Eylül 1923 - 10 Eylül 2011Marvin Gaye Müzisyen 2 Nisan 1939 - 1 Nisan 1984Lolo Ferrari Porno yıldızı 4 Mart 1962 - 5 Mart 2000
Anaokulunda veya ilkokulda bu özel günler kutlanmalı mı?- Kutlanabilir ama bazı hassasiyetlerin gözetilmesi gerek. Eğer sınıfta anne veya babasını kaybeden bir çocuk varsa bu durum onu ve sınıftaki diğer çocukları olumsuz etkileyebilir. Böyle bir durumda öğretmene ve okul yöneticilerine önemli roller düşüyor. Çocuğun canının yanmasını artıracak, anne özlemini körükleyecek grupsal davranışlardan kaçınmak gerek. Özellikle anaokulu dönemi, çocukların ölümü sorguladığı ve bu konuda sıkça soru sorduğu bir dönem. İllaki kendi annesini kaybetmesi değil, arkadaşlarından birinin annesini kaybetmesi bile onun için travmatik Ölüm çok hassas bir konu. Kayıp yaşamış bir çocuğun bir özel gün kutlamasıyla tekrar canını yakmamak, o hüznü ona tekrar yaşatmamak gerek. Burada öğretmenlere büyük görev düşüyor. Empati duygusunu geliştirmiş çocuklar, kayıp yaşamış arkadaşlarına karşı böyle günlerde duyarlı olmayı öğrenmeli. Bu da sınıf ortamında sağlanmalı. Çocuklar zorla hiçbir etkinlik içine alınmamalı, eğer bir konuda zorlandıkları görülürse de onlara duygusal destek verilmeli. Annesini kaybetmiş bir çocuk, okul ortamında arkadaşlarını anneleriyle birlikte gördüğünde, onların birlikteliğini masumca kıskanabilmekte, özlem duyabilmektedir. Ancak bir yandan da kendi gerçeğiyle noktada anne-baba ve öğretmenlere önerileriniz neler peki?- Annesi ölen çocuklar için ve anne olamayan tüm kadınlar için hassas olunması gereken bir gün Anneler Günü. Görgüsüzce ve göze batırırcasına yapılan kutlamalardan ve abartılardan kaçınmak gerek. Yani küçücük çocukların, “Keşke annem yanımda olsaydı, keşke burada olsaydı” gibi özlemlerini körükleyen bir güne dönüşmemesi gidelimMartı Yazar Richard Bach’ın dünyaca ünlü kitabı Martı Jonathan Livingston’ bu kez bir tiyatro sahnesinde. Çocuklar bu oyuna İzmir-Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu- Tarih Bugün - Saat - Fiyat TL Tel 0232 362 61 61Haftanın kitabıFelsefeyle Tanışıyorum’ çocukların hem düşünecekleri hem de eğlenerek felsefi deneyler yapacakları bir kitap. Tüm çocuklar okumalı...Yayınevi Doğan Egmont- Yazar Özgür Sinan- Tür Felsefe Sayfa 220- Fiyatı TLFotoğrafını çek, gönderSiz de ailece hafta sonu keyfinizin fotoğrafını çekin, HürriyetÇocuk etiketi ile Instagram’da paylaşın, bu sayfada yayımlayalım.
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, adını taşıdığı şairin 114’üncü doğum gününü, “Nâzım Hikmet Olunmalı!” başlığı altında, 14 Ocak’ta Ses Tiyatrosu’nda Nâzım Oyuncuları’nın “Memleketimden İnsan Manzaraları” okuma tiyatrosunu sahnelemesiyle başlayan ve değişik illerde Ocak ayına yayılan bir dizi etkinlikle karşıladı. Komünist Parti Kültür Sanat Bürosu üyeleriyle, “olunmalı!” vurgusuyla aydınları örgütlenmeye çağıran etkinliklerin kapsamı ve ülkemizin bugünkü görünümü üzerine görüştük. Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, yıllardır sürdürdüğü etkinliklerin bir parçası olarak, Türkiye’nin ilerici birikimini temsil eden aydınların, sanatçıların isimlerini, doğum ve ölüm yıldönümleri gibi vesilelerle gündeme getirdi, anma ve anımsama etkinlikleri düzenledi. Ancak, 20 Aralık’ta Aziz Nesin’in 100’üncü doğum günüyle başlayan, şimdi Nâzım Hikmet’in 114’üncü yaşı için planlanan bir “… olunmalı” kampanyası yürütüyorsunuz bu kez. Yani, alışıldık anmaların ötesinde bir çağrı yapıyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız? Tunç Tatoğlu Bazen bir soruya yanıt vermek için, onu aşan bir soruya ihtiyacımız olur. O soruyu gereksizleştiren, başka bir düzeyde yeniden üreten bir soruya. Öyle yapayım ben de, Nâzım Hikmet’in ya da Aziz Nesin’in bizim yapacağımız bir anmaya, hatırlatılmaya ihtiyaçları var mı? Tabii ki hayır. Aksine bizim Nâzım Hikmet, Aziz Nesin, Ruhi Su, Sevgi Soysal, Sümeyra olacak sanatçılara, kültür insanlarına, yazarlara, müzisyenlere ihtiyacımız var. Nâzım Hikmet’in, Aziz Nesin’in sahip çıkılmaya ihtiyaçları yok, bizim onların kavgasına sahip çıkmaya ihtiyacımız var. Kim olduğumuzu, nasıl yaşamayı seçtiğimizi hatırlamaya ihtiyacımız var. Umarım “… olunmalı” çağrımızın sıradan bir anmadan çok daha fazla anlam taşıyan bir vurgu olduğunu anlatabilmişimdir. Sunay Gedik Bizim bugün anlatmaya çalıştığımız şey aslında çok sade. “Aydın kimdir” sorusunun yanıtı net, tartışılamaz. Bu yıl 114’üncü yaşını kutladığımız Nâzım Hikmet’i önce yok etmeye, değersizleştirmeye, sonra da başkalaştırmaya çalıştılar. Nâzım’ın sanatçı kişiliğiyle siyasal kimliğini birbirinden ayırmak için birçok müdahale yapıldı. Başaramadılar. Nâzım’ın dinamizmi, çalışkanlığı, şiirlerindeki coşkusu, geleceğe ve halkına olan inancını kaybetmemesi siyasi kimliğiyle ilgilidir. Nâzım, komünistliğini öne çıkaran bir şairdi. Kendini anlatması istenildiğinde, buna örgütlü kimliğinden başlardı. Asaf Güven Aksel Aslında “anma” kavramında, “süreç”le ilgili bir yan da var. Anılacak nitelikte olan isim ve olayların bugün de yaşatılıyor olması, miraslarının sahiplenildiğinin görülmesi gerekiyor. Eğer bu gerçekleşmemişse, “anma”lar bir tarihsel kökene saygı duruşu olmaktan çıkıyor, içeriksiz bir “hey gidi”ciliğe, bir avunmaya dönüşüyor ve günümüze müdahale niteliği taşımıyor. Eğer gerçek anlamıyla bir “anma” olacaksa, bu örneklerin günümüz temsilcileriyle yaşatılıyor olması gerekiyor. İşte, bugün ihtiyacımız buna. Tunç Tatoğlu Uzunca bir süredir doğum günlerinde hatırlıyoruz/hatırlatıyoruz, saflarında olmaktan gurur duyduğumuz sanatçılarımızı. İlk olarak 15 yıl önce Nâzım Hikmet’in oyunlarının okuma tiyatrosu formatında sergilenmesiyle başlatmıştık bu geleneği. Şimdilerde yaygınlaştığını görüyoruz, ne güzel. Ölümün güzellenmesine alıştırılan toplumumuza, kaybettiklerine ağlamaktan çok, onlara yeni şeyler katmış, umudun sözü olmuş, onları değiştirmiş insanları tanıdıkları için başka bir hayatı kazandıklarını hatırlatmak istiyoruz. Türkiye bugünkü dinci gerici saldırı karşısında, kültürel bir yıkımı da görülmemiş boyutlarda yaşıyor. Böyle bir ortamda, bunları göğüsleyecek ve yaşananların sistemle bağını kurarak bir başka alternatifin savunusunda başı çekecek Aziz Nesin, Nâzım Hikmet gibi “angaje aydın” eksikliği çekiliyor. Bu açık nasıl giderilecek? Tunç Tatoğlu Aslında “angaje aydın” var bolca. “Kendine angaje.” Öyle ya, ne güzeldir, sırtında yumurta küfesi taşımadan denize taş atıp, dalgaları dinlemek… Ne kolaydır, hesapsızca yazıp çizip, içimden böyle geldi diyebilmek… Şaka bir yana, artık kendi alanında klasikleşmeyi hak etmiş, ilk sözcükten itibaren gerisini tahmin edebileceğiniz bir “gerekçelendirme” paragrafına hazır olmalısınız, bu konu gündeme geldiğinde. Örgütlü olmanın eleştiri hakkını engellediğini, eğer konu partili olmaksa, partinin politikalarını kayıtsız şartsız kabul etmenin ilkelerine uymadığını, sanatsal üretimin kişisel bir eylem olduğunu, siparişle üretim yapılamayacağını filan dinleyebilirsiniz hep olduğu gibi. Sanatsal yaratım bağlamıyla sınırlı bir çerçevede baktığınızda haklı görünen bu tanımlamaların sınırı, “peki dünyayı nasıl değiştireceğiz” sorusuna gelip dayanana kadardır. Değiştirmek derdiniz yoksa zaten o zaman Aziz Nesin, Nâzım Hikmet olmaya da ihtiyacınız yoktur. Bizden söylemesi, hayata böyle bakanlar, Nâzım Hikmet’in örgütlü olmanın bedelini özgürlüğüyle öderken ne düşündüğünü, kendini çocuklara, bu topraklara borçlu hissetmeden bir gün geçirmeyen Aziz Nesin’in çalışkanlığını anlamaya da çalışmasınlar. Sunay Gedik Türkiye’de popülerleşen, zaman zaman kendisine aydın yakıştırması da yapılabilen bir tipoloji var solda vicdanlı olmayı arabesk bir şekilde ifade eden, küfür etmeyi marifet sayan, ara sıra ben oynamıyorum mızmızlığı yapabilen, 140 karaktere sığabilen -kamyon arkası yazısından hallice- analizler yapan işin kötüsü bu sayede popülerlik de kazanan bir tipoloji bu. Böyle aydın falan olunmaz. Çürümeye başlayan bir ülkede insanlar derinliğin değil sloganımsı cümlelerin peşinde koşmaya mahkûm edilir. Buna tabii ki teslim olmayacağız. Okuyan, yazan insanlar sorumluluk taşır, üstelik bu sorumluluklar onlara bir yerlerden tebliğ edilmez. Bu, iyi insan olmanın doğal gerekliliğidir. Giderek gericileşen, piyasacı bir ülkede yeni kuşak aydınların yetişmesinin zorlukları var. Fakat aynı nedenlerle bu bir zorunluluk. Ve önemli bir sorumluluk, çürüyüp giden bir ülkenin parçası olmak istemiyorsak. Ülkesine, halkına karşı sorumluluk duyan iyi insanların örgütlenmekten uzak durmaması lazım. “Aydın olma”yı kariyer planları içine sıkıştıranlar, bütün bir ömrünü böyle planlamaya çalışanlar, elbette hayatta, sanatta, akademide belli roller üstlendikleri konumlara gelebilirler. Ama bu roller, niyetlerden bağımsız olarak sistem adına oynanır bu düzende, işçi sınıfının, emekçi halkın faydasına değil. Bugünün en önemli görevi aydın adaylarının örgütlenmesi, partisiyle buluşturulmasıdır. Yaralanmış halkını iyileştirebilen, onun yaralarına dokunabilen, başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösterebilen, o başka dünyanın sosyalizm olduğunu dillendirebilen kişidir bizce aydın. Aziz Nesin ve Nâzım Hikmet tam da bu gerçeği temsil ettikleri için bize yol göstermeye devam ediyor. AKP’nin ilk “yeni anayasa” gündemini açtığı sıra dönemin TKP’si “Türkiye bu anayasaya sığmaz” sloganıyla çalışma yürütmüştü. O günden bu yana Türkiye’nin ilerici birikimi büyük bir aşınma yaşadı. Hâlâ Türkiye ilericiliği, aydın birikimi dinci bir rejime sığmaz diyebiliyor muyuz? Asaf Güven Aksel Bugün bunu çok daha güvenle söyleyebiliyoruz. Bugün ne kadar iğdiş edilmiş olursa olsun, biz bundan ne kadar yakınırsak yakınalım, madalyonun diğer yüzü, Türkiye’nin aydınlık, ilerici birikiminin sıfırlanamayacak kadar köklü olduğudur. “Bu terazi bu sıkleti çekmez” sözünü bir tekerleme olarak kullanmıyoruz. Bu yasadır. Piyasa ve dincileşme, sınırlarını genişlettikçe bugünün teslimiyet görüntüsünün sürgit devamı mümkün değildir. O birikim, direnecektir. Sınıf eksenli bir fay hattının kırılması, aydınlar, sanatçılar, hatta eğlence sektörünün figürleri açısından bile somut bir yaşam sorunu haline geliyor gittikçe. Kuşkusuz, aydın sorumluluğuyla davranmak, kalıcı sanat üretmenin halkla bağ kurmadıkça mümkün olamayacağını kavramak, ilk bakışta bir etik, bir bilinç ve irade kullanma anlamı taşır. Biz buna uygun davranmaya çağrımızı aralıksız sürdüreceğiz, örgütlenmeye, sınıf partisine vurgu yapacağız. Ama bunun da ötesinde bir nesnelliğe dikkat çekiyoruz aynı zamanda. Taze bir örnek olsun, Beyazıt Öztürk’ün, televizyon ekranlarında özür dilerken yüzüne baktınız mı? O korkuyu, paniği, şaşkınlığı, ne yapacağını bilemezliği gördünüz mü? Eğlence sektörünün yıllardır en popüler yüzü olarak kalmış, etliye sütlüye bulaşmadan mesleğini icra etmiş, en küçük bir misyona meyletmemiş bu “polis çocuğu”, bir dakikalık bir telefon bağlantısıyla darmadağın oldu değil mi? Sebep? Çocukların öldüğü söylendi telefonda. Hepsi bu. Sistem, “uzak durma”yı bile yetersiz kılan bir kuşatma altında boğuyor artık. Bu en pespaye örneği alın ve nitelik artırımıyla bütün bir kültür sanat üretimi alanına yayın. Bugün bu cendereden çıkış, soluk alabilmek için, sanatını ya da çalışmalarını “icra edebilmek” gibi en temel noktada bile dursalar, bir sistemin çarkını kırmakla mümkün. Bu çarkı, ancak bir sınıf hareketi kırabilir. Ancak sermaye ve gericilik sisteminin kökten reddi kırabilir. Bu anlamda, aydın ve sanatçı kesimin yaşamsal çıkarlarıyla emekçi sınıfın iktidar mücadelesinin yolu kesişmiştir ve kaderleri buluşmuştur. Bunun bilince çıkması, apaçık görülür olması, “idare edilir” günlerden çok daha mümkün ve kaçınılmazdır bugün. O yüzden iyimseriz. AKP anayasasını da, bu kültürel yıkımı da sineye çekemez Türkiye. Ayağa kalkacak ve değiştirecektir.
ölen birinin doğum günü kutlanır mı