Bakara Sûresi 23. Ayet; Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin). Bakara Sûresi 45. Ayet; Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. SepeteEkle. Resulullah ile ilgili ayetleri Kur'an-ı Kerim'den kendi deyimi ile "Kur'an'ı sayfa sayfa çevirip" toplayan yazar kitabında Peygamber Efendimizi çok yönlü olarak işlemektedir. Kur'an'ın mucîz kalemiyle yazılmış olan Resulullah'ın (s.a.) şahsiyetini; onunla ilgili bize ulaşan en doğru haberleri ahlâkî ve içtimaî Ünitede yeryüzündeki dinler konu alınıyor. 40 sayfa tutan 4. Ünite ise “Türk İslâm Kültür ve Uygarlığı” ile ilgili. Bu bölümde ele alınan konular; İslâm’da Din Bilimleri ve Türk Bilginleri, Medreseler, Türk Milli Eğitiminin Önemi, Atatürk’ün Sanatseverliği ile ilgili. Kur'an-ı Kerim'de dua ile ilgili bizim bulduğumuz 52 ayet var. Kuranda geçen dua ile ilgili ayetleri herkesin bilmesi gerekmektedir. Kuranı Kerimde Cennet İle İlgili Ayetler KURANI-I KERİM`DE CENNET İLE iLGİLİ AYETLER Dünyanın en güzel mekanları arasında saraylar, köşkler hep ilk sıralarda yer alır. Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.(Hüküm kavramının din adamları ile ilgili olduğunu bu âyet çok net olarak göstermektedir. Yani din adamlarınin dinde vahye tek kaynak olarak iman etmeleri devlet adamlarının Kur'an'la hükmetmelerinden çok daha önemlidir. Vay Tiền Nhanh Ggads. Meal Fihrist A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z Güzel Kurani kerimimizde geçen adam-adamlar ile ilgili ayetler. Kuranda geçen adam-adamlar ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte. Kuranda adam-adamlar ile alakali tahmini 34 ayet geçiyor 217 - Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir. Ateş çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların gözlerinin nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezler. 250 - Hani bir zamanlar sizin için denizi yarıp, sizi kurtardık da Firavun'un adamlarını suda boğduk, siz de bakıp duruyordunuz. 746 - Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. A'raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan kişiler vardır. Bunlar cennetliklere "selâm olsun size" diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi arzu eden kimselerdir. 748 - A'raftakiler yüzlerinden tanıdıkları kişilere seslenerek şöyle derler "Ne topluluğunuz, ne de büyüklük taslamanız, size hiç bir yarar sağlamadı". 763 - Allah'ın azabından sakınıp da rahmete nail olmanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikirkitap gelmesine şaştınız mı?" 769 - "Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile, size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki Allah sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz." 7155 - Bir de Musa, mîkatımız için tayin ettiğimiz vakitte tevbe için kavminden yetmiş erkek seçti. Ne zaman ki, bunları o sarsıntı yakaladı, işte o zaman Musa "Rabbim! dedi, dileseydin bunları da, beni de daha önce helâk ederdin. Şimdi bizi, içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin? O iş de senin imtihanından başka bir şey değildi. Sen bu imtihanla dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirirsin. Bizim velimiz sensin. Artık bizi bağışla, merhamet et, sen bağışlayanların en hayırlısısın." 9108 - O mescit içinde sen kesinlikle namaza durma. Ta ilk gününde temeli takva üzerine kurulan mescit elbette içinde namaz kılmana daha layıktır. Onun içinde günahlarından arınmayı seven kişiler vardır. Allah da arınmış, ak pak olmuş olanları sever. 102 - İnsanları eğri yolun sonundan korkut, inananlara Rableri nezdindeki yüksek makamları müjdele, diye içlerinden bir adama vahyimizi göndermemiz onlara tuhaf mı geldi? Kâfirler "Hiç şüphesiz bu besbelli bir sihirbaz." dediler. 1178 - Daha önceleri çirkin işler yapmış olan kavmi harıl harıl koşup geldiler. Lut onlara "Ey kavmim! İşte size kızlarım, onlar sizin için daha temizdirler. Gelin Allah'tan korkun, beni misafirlerime rezil rüsvay etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?" dedi. 1187 - Dediler ki; "Ey Şu'ayb, atalarımızın taptıklarını terketmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın." 1747 - Biz onların, seni dinlerken nasıl dinlediklerini çok iyi biliriz. Birbiriyle fısıldaşırlarken de o zalimlerin "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini biz çok iyi biliriz. 1832 - Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat Biz bunlardan birine her türlü üzümden iki bağ vermişiz, her ikisinin etrafını hurmalarla donatmışız, aralarında da bir ekinlik yapmışız. 1837 - Bunun üzerine kendisiyle münakaşa eden arkadaşı da ona şöyle dedi "Seni topraktan, sonra seni bir damla sudan yaratan, daha sonra da seni insan haline getireni mi inkar ediyorsun? 2325 - "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp durumu gözetleyin bakalım." 2338 - "Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz." 2437 - Birtakım insanlar Allahı tesbih ederler ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. 258 - "Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler. 2661 - İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler. 2815 - Musa, halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada, biri kendi tarafından diğeri düşman tarafından olan iki adamı birbirleriyle döğüşür buldu. Kendi tarafı olan, düşmana karşı ondan yardım diledi. Musa da ötekine bir yumruk indirip onun ölümüne sebep oldu. "Bu, şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır" dedi. 2820 - Şehrin öbür ucundan bir adam geldi ve dedi ki "Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında müzakere ediyorlar. Derhal buradan çık! İnan ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim." 2832 - "Elini koynuna sok, kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Korkudan açılan kollarını kendine çek. İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır." diye seslenildi 334 - Allah bir adam için içinde iki kalb yapmamıştır. Kendilerinden zıhar yaptığınız eşlerinizi analarınız kılmamıştır. Evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır. O sizin ağzınızdaki lafınızdır. Allah ise hakkı söylüyor ve doğru yolu gösteriyor. 3323 - Müminlerdendir o erler ki Allah'a verdikleri ahde sadakat gösterdiler. Kimi adağını ödedi canını verdi, kimi de beklemektedir. Onlar, ahidlerini hiç değiştirmediler. 347 - Böyle iken inkâr edenler şöyle dediler "Siz öldükten sonra, didik didik parçalandığınız vakit, yeniden bir yaratılış içinde bulunacaksınız diye, size birtakım haberler veren kişiyi gösterelim mi?" 3443 - Karşılarında açık deliller halinde âyetlerimiz okunduğu zaman o zalimler "Bu, başka değil, sırf sizi atalarınızın taptığı tanrılardan men etmek isteyen bir adam." dediler. Ve "Bu Kur'ân, başka bir şey değil, sırf uydurulmuş bir iftira" dediler. O kâfirler, hak kendilerine geldiği zaman "Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değil." dediler. 3620 - O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve "Ey kavmim! Uyun o elçilere!" 3862 - Bir de derler ki "Kötülerden saydığımız birtakım adamları fakir müminleri niye göremiyoruz?" 3929 - Allah, şöyle bir misal vermiştir Bir adam ve birtakım ortakları var, hırçın hırçın çekişip duruyorlar. Bir de yalnız bir kişiye bağlı selamet içinde olan bir adam var. Bu ikisinin hali hiç bir olur mu? Hamd Allah'ındır, fakat pek çokları bilmezler. 4028 - Firavun ailesinden imanını saklayan bir adam da şöyle dedi "Bir adamı, Rabbim Allah dediği için öldürecek misiniz? Halbuki o size Rabbinizden delillerle gelmiştir. Hem o bir yalancı ise çok sürmez, yalanı boynuna geçer. Fakat doğru ise size yaptığı tehditlerin birkısmı olsun başınıza gelir. Şüphe yok ki Allah aşırı giden bir yalancıyı doğru yola çıkarmaz." 4331 - Yine Onlar "Bu Kur'an, şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler. 726 - Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı. 9018 - İşte bunlar, amel defterleri sağlarından verilenlerdir. 9019 - Â yetlerimizi tanımayanlar ise, onlardır işte amel defterleri sollarından verilenler. Meal Fihrist A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z Güzel Kurani kerimimizde geçen ülke ile ilgili ayetler. Kuranda geçen ülke ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte. Kuranda ülke ile alakali tahmini 29 ayet geçiyor 3196 - Kâfirlerin diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın. 475 - Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda "Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim olan memleketten çıkar, tarafından bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder" diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların kurtarılması uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz? 6123 - Böylece, her kentte ileri gelenleri, oranın suçluları yaptık ki, orada hileler çevirsinler. Halbuki bunlar, kötülüğü başkasına değil kendilerine yapıyorlar da farkına varmıyorlar. 6131 - Bu şundan dolayıdır ki Rabbin, halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helak edici değildir. 74 - Nice kentler helak ettik. Gece yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken, azabımız onlara geliverdi. 788 - Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki "Ey Şu'ayb! Ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!" Dedi ki; "İstemesek de mi bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz?" 796 - O ülkelerin halkı inanıp Allah'ın azabından korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyla yakaladık. 797 - Acaba o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler? 798 - Yoksa o ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken onlara azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler? 7101 - İşte o ülkeler ki, sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller mucizeler getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte o kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler. 1098 - Fakat o vakit iman edip de imanları kendilerine fayda vermiş bir kasaba olsaydı? Ancak Yunus'un kavmi iman ettikleri vakit, dünya hayatında o rezillik azabını üzerlerinden kaldırmış ve bir süre onları rahata kavuşturmuştuk. 11102 - İşte Rabbin, zalim memleketleri cezalandırdığı zaman böyle cezalandırır. Çünkü O'nun cezası çok acı, çok çetindir. 11117 - Senin Rabbin, halkları iyi ve ıslahatçı iken, o memleketleri haksız yere helak edecek değildir. 154 - Biz hiçbir memleketi Allah katında bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik. 1716 - Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklılarına emrederiz, onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece, o ülke helaka müstahak olur, biz de onu yerle bir ederiz. 1758 - Hiç bir şehir halkı yoktur ki, kıyamet gününden önce biz onu helak etmeyelim, yahut şiddetli bir azab ile azablandırmayalım. Bu, Kitap'ta Levh-i Mahfuzda yazılıdır. 1859 - İşte zulmettikleri için helak ettiğimiz şehirler! Biz onların helâkleri için de belirli bir zaman tayin etmiştik. 216 - Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi. Şimdi bunlar mı iman edecekler? 2111 - Biz halkı zalim olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler var ettik. 2195 - Yok ettiğimiz bir memleket ahalisinin ahiretteki cezasını da çekmek üzere bize dönmemesi gerçekten imkansızdır. 2245 - Nice memleketler vardı ki, zulüm yaparlarken biz onları yok ettik. Artık damları çökmüş, duvarları üzerine yıkılmıştır. Geride Nice terkedilmiş kuyularla bomboş kalmış yüksek saraylar bırakılmıştır. 2248 - Zulmedip dururlarken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket halkı vardı ki, sonunda onları yakalayıvermiştim. Dönüş ancak banadır. 2540 - Resulüm! Andolsun ki, bu Mekke'li putperestler, bela ve fenalık yağmuruna tutulmuş olan beldeye uğramışlardır. Peki onu da görmüyorlar mıydı? Hayır! Onlar öldükten sonra dirilmeyi ummamaktadırlar. 26208 - Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı peygamberleri olmuştur. 2734 - Melike, "Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. Herhalde Onlar da böyle yapacaklardır" dedi. 2931 - Elçilerimiz İbrahim'e iki oğul vereceğimize dair müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler "Biz bu memleket halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir." 2934 - "Biz şüphesiz bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık feci bir azab indireceğiz."dediler. 3434 - Biz herhangi bir memlekete tehlikeyi haber veren bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın refah ile şımartılmış olanları "Biz sizin gönderildiğiniz şeyleri tanımayız." dediler. 658 - Nice kent var ki Rablerinin ve O'nun elçilerinin emrine başkaldırdı, biz de onları çetin bir hesaba çektik ve onlara görülmemiş şekilde azab ettik. Vanderbilt Üniversitesi’nden astronomi profesörü David Weintraub “Dinler ve Dünyadışı Yaşam” adlı kitabında çeşitli dinlerde uzaylılarla ilgili inanışları araştırdı. Weintraub’un araştırmasına göre herhangi bir dine inanmayanlar ve kendini ateist olarak tanımlayanların %55’i uzaylıların varlığına inanıyor. Müslümanların %44’ü, Yahudilerin % 37’si, Hinduların %36’sı da dünya dışı yaşam olabileceğini düşünüyor. Uzaylıların varlığına en uzak duran olan din ise Hıristiyanlar. Bu dinin mensuplarının sadece %32’si uzaylıların olabileceğine inanıyor. Hıristiyanlar arasında uzaylı fikrine en yakın grup Ortodokslarken en uzak grup ise Baptistler. Dinler ve Uzaylılar Katolik din adamlarının çoğu uzaylıların varlığını önemser ve uzaylıların “ilk günahı taşıdıkları” eğilimindedir. Ancak dünyadışı varlıkların günahkar oldukları ve dünya’ya gelmeleri halinde Katolik topluluğuna katılmaları konusunda aralarında tam bir fikir birliği yoktur. Papa 16. Benedikt’in baş astronomu Rahip Gabriel Funes, Mars’ta yaşam bulunması olasılığının gözardı edilemeyeceğini söylemiştir. Vatikan gözlemevinin müdürü olan Funes bu görüşünü, Vatikan resmi gazetesinde yazdığı “Uzaylılar Benim Kardeşim” adlı makalede yazdı. Roma yakınlarındaki Castel-Gandolfo manastırı yüz yıl önce kuruldu. Cizvit papazlar tarafından işletilen gözlemevinin müdürüyse Rahip Gabriel Funes. Funes, makalesinde dünya dışı yaşam formları arayışının Tanrı inancıyla çelişmediğini belirtiyor. Rahip Funes, uzayda da Tanrı’nın yarattığı akıllı varlıklar olabileceğini, hatta bu varlıkların günahtan muaf olabileceği de söylüyor. Uzaylıların da Tanrı’nın yarattıkları olduğunu belirten Funes, “uzaylıların varlığını dışlamanın, Tanrı’nın yaratma özgürlüğünü sınırlamak olacağı” şeklinde değerlendiriyor. Vatikan için çalışan 12 gök bilimciden biri olan papaz Guy Consolmagno, uzayda çok ileri yaşam formları olabileceğini ve Katolik Kilisesi’nin uzaylı varlıkları memnuniyetle karşıladığını belirtti. Vatikan gözlemevinde çalışan ve uzaylıları vaftiz etmekten büyük mutluluk duyacağını söyleyen Consolmangno, evrim teorisindeki boşlukları sadece Tanrı’nın doldurabileceğini savunan yaradılışçılık inancının “kötü bir teoloji” olduğunu söyledi. Rabbi Norman Lamm, Museviliğin “insanın, Tanrı’nın yaratımındaki tek akıllı ve biyo-ruhani varlık olmadığının bilimsel bulgusunu” kolayca kabullenebileceğini, çünkü “insanın tek olmamasının onun önemsizliğine işaret etmeyeceğini” söyler. Yedinci Gün Adventizmi inancının kurucusu Ellen White, farklı gezegenlerdeki “uzun boylu, görkemli” ve “günahsız” varlıklarla ilgili görüşlerini anlatmıştır. Bu görüler bu inanışın, uzaylıların o ilk günahtan etkilenmemiş oldukları ve bu sebeple Hıristiyanlıktaki kefaret anlayışına ihtiyaç duymayacakları temeline oturduğunu gösterir. Kuran, “hepsi kuşatılmış, kendileri ve yaptıkları bir bir sayılmış” olan ve “Kıyamet günü her biri Allah’ın huzuruna tek başına çıkacak” olan evrendeki varlıkların tümünün Allah’a kulluk ettiğini söyler. Birçokları, bu varlıkların melek olmadığını kabul ediyor, çünkü dabbe sözcüğü nefes alan, yürüyen canlıları tabir etmektedir, ruhani varlıkları değil. Kur’ân’ın 16’ncı sûresi olan Nahl sûresinin 49’uncu âyeti “ve Allâh’a secde eder ne var göklerde ve ne var yeryüzünde dâbbeden kımıldayandan, canlıdan ve melekler ve onlar büyüklenmezler .” derken Kur’ân’ın 42’nci sûresi olan şûrâ sûresinin 29’uncu âyeti de “ve O’nun Allâh’ın âyetlerinden belirtilerinden , yaratılış tarzı gökler ve yeryüzünün ve ne yaydı o ikisinde dâbbeden kımıldayandan, canlıdan ve o onlarıntoplanmalarına dilediğinde kadîr çok iyi ölçüler koyan.” demektedir. İki âyetle açıkça bildirldiği gibi uzayda dâbbe kımıldayan denilen canlı türleri vardır. Bu âyette anlatılan dâbbe târifi 1- Her dâbbe kımıldayan, canlı su’dan yaratıldı . öyleyse uzayda her yerde su var 2- Dâbbenin kımıldayanın, canlının bir kısmı karnı üzerinde gider, yâni sürüngendir . 3- Dâbbenin kımıldayanın, canlının bir kısmı iki ayağı üzerinde gider . 4- Dâbbenin kımıldayanın, canlının bir kısmı dört üzerinde gider . dört ayaklılar ve iki ayak, iki kol üzerinde giden maymun türleri gibileri Kur’ân’da anlatılan dâbbe târifi budur. Göklerde, uzayda var olan hayat budur. Yâni dünyâdaki hayat gibidir uzaydaki hayat. Yeniçeri, Kuran-ı Kerim’de uzayda başka canlıların olduğuna işaret eden ayetlerin bulunduğunu ve dünyadaki canlılarla uzaylıların bir gün mutlaka buluşacağını belirtti. Araştırmalarını Uzay Ayetleri Tefsiri-İslam Açısından Kainat ve İmkanları’’ adını verdiği kitapta toplayan Prof. Yeniçeri, kitabın uzaydaki hayatı anlatan ilk kitap olduğunu söyledi. Uzaylıların insanlara zarar vereceği yolunda herhangi bir ayete rastlamadığını belirten Prof. Dr. Yeniçeri “uzaylıların dini inançları var mı?’’ sorusunu ise şöyle yanıtladı; Peygamberimizin amcasının oğlu İbni Abbas, göklerdeki yerkürelerden bahsederken Burada Adem varsa, oralarda da Adem vardır Adem gibi, Musa vardır Musa gibi, İsa vardır İsa gibi… Eğer, bu ayetlerin gerçeklerini açıklarsam bunları inkara yönelirsiniz’ diyor. Ayetler yorumlandığı zaman, kainattaki yerkürelere de, öteki arzlara da kutsal kitap gönderildiğini anlıyoruz.’’ Kuran’da Teknoloji Ayetleri Kuranı Kerimin her ayeti birer mucizedir. Bu bakımdan Kurandaki bütün mucizeleri burada anlatmak mümkün değildir. Bazıları şöyledir Kuran’da Teknoloji Ayetleri 1- “Allah O’dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti” Ra’d suresi, ayet 2 ayeti göklerin dağlar sayesinde ayakta duruyor hurafesini ortadan kaldırmıştır. 2- Kur’an-ı Kerimde evrenin yaratılışı şöyle açıklanır. “ O gökleri ve yeri yoktan var edendir” En’am suresi, 101 bu ayet şimdiki ilim dünyasının ulaştığı son nokta olan – tüm evrenin zaman ve mekan boyutlarıyla bir sıfırdan, büyük bir patlamayla ortaya çıktığı- gerçeğini 1400 sene evvel haber vermiştir. 3- Kainatın daima genişlediği artık ilim ve bilim dünyasının kabul ettiği bir ilmi buluştur. Buna Kur’an şu ayetiyle işaret etmektedir. “Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik. Ve şüphesiz biz onu genişleticiyiz” Zariyat suresi, 47 4- 20. asrın bir buluşu da her yıldız ve gök cisimlerin bir yörüngede durduğu gerçeğidir. Bu duruma Kur’an “ geceyi, gündüzü, güneşi ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.” Enbiya suresi, 33 5- Güneşin sabit olarak durduğu zannedilirdi. Oysa kur’an güneşin sabit değil aksine daima hareket eden ve belirli bir hızla ilerleyen bir gök cismi olduğunu söylüyordu. Ve asırlar sonra da ilim onu tasdik edecekti. Şöyleki “ güneşte kendisi için tespit edilen bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan bilenin takdiridir.” Yasin suresi, 38 Kuran’daki Jeolojik Mucizeler Karaların Azalması Yüce Allah 14 asır önce indirdiği Kuran-i Kerim’de Kendi yaratısıyla ilgili bazı sırları haber vermektedir. Bu sırlar hem Kuran’ın Allah sözü olduğunu kanıtlamakta hem de doğa bilimlerindeki gelişmenin önünü açmaktadır. “Onlar görmüyorlar mi ki, gerçekten Biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz…” Rad Suresi, 41 “… Fakat simdi, Bizim gerçekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mi?…” Enbiya Suresi, 44 Küresel ısınmayla birlikte kutuplardaki buz tabakaları erimekte ve okyanuslardaki deniz suyu seviyesi yükselmektedir. Artan su miktarı da daha fazla karayı kaplamaktadır. Deniz kıyıları sular altında kaldıkça, yeryüzünün toplam yüz-ölçümü veya kara miktarı da azalmaktadır. Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur’an, Crescent Publishing House, New York, USA, 1998, s. 115 Ayetlerde geçen “onu çevresinden eksiltiyoruz”, “etrafından eksiltmekte olduğumuz” ifadelerinin de, deniz kıyılarının sularla kaplanmasına işaret ediyor olması muhtemeldir. New York Times gazetesinde bu konu ile ilgili yer alan bir haber şöyledir Geçen yüzyıl boyunca, yeryüzünün ortalama yüzey ısısı 1 Fahrenheit kadar yükseldi, ısınma oranı da son çeyrek yüzyılda artış gösterdi. Bilim adamları, 1950 ve 1960’larin denizaltı verilerini 1990’larin gözlemleri ile karsılaştırdılar ve Kuzey Kutbu havzasındaki buz tabakasının %45 oranında inceldiğini ispatladılar. Uydu görüntüleri, bölgeyi kaplayan buzların boyutlarının geçtigimiz yıllarda önemli ölçüde azaldığını göstermektedir. New York Times, August 19, 2000 20. yüzyıl sonlarında elde edilen bulgular, Enbiya Suresi’nin 44. ve Rad Suresi’nin 41. ayetlerindeki hikmetleri anlamamıza yardımcı olmuştur. Kıtaların Sürüklenmesi Yer kabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası zeminde adeta yüzer gibi hareket etmektedir. Ilk olarak 20. yüzyılın başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki kıtaların dünya’nın ilk dönemlerinde bir arada bulunduklarını, daha sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarını keşfetmiştir. Yeryüzündeki kara parçaları yaklaşık 500 milyon yıl önce birbirlerine bağlılardı ve Pangaea ismi verilen bu büyük kara parçası Güney Kutbu’nda 180 milyon yil önce Pangaea ikiye yönlere sürüklenen bu iki dev kıtanın birincisinden Afrika, Avustralya, Antarktika ve Hindistan; ikincisinden ise, Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya’nın Hindistan dışındaki kısımları oluştu. Kıtasal hareketin yilda 1 ile 5 cm civarında olduğu hesaplanmıştır. Tabakalar bu şekilde hareket ettikçe Dünya coğrafyasında değişiklikler meydana Atlantik Okyanusu her sene biraz daha genişlemektedir . Carolyn Sheets, Robert Gardner,Samuel F. Howe, General Science, Allyn and Bacon Massachusetts, 1985, s. 305 Allah dağların hareketini ayette “sürüklenme” olarak adamlarının bugün bu hareket için kullandıkları İngilizce terim de “continental drift” yani “kıtasal sürüklenme”dir. “Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler…” Neml Suresi, 88 Yerin Yedi Katmandan Oluşması Allah’ın Kuran’da yeryüzü ile ilgili bilgilerden biri, yeryüzünün, yedi kat olan gökyüzüne benzerliğidir“Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı…” Talak Suresi, 12 Rabbimiz asırlar önce yerin ve göğün yedişer kat olduğunu bildirmiştir. Asırlar sonra uzun jeolojik araştırmalar sonucunda varılan netice de aynı olmuştur. Bilim adamlarının sıraladığı bu katmanlar şöyledir Hidrosfer, Litosfer, Astenosfer, Üst manto, Alt Manto, Dış Çekirdek ve Iç Çekirdek Hidrosfer okyanus ve denizlerin en üst kısmı ile bunlardan etkilenen karaların kıyılarıdır. Litosfer, Dünya’nın en üst katmanını oluşturan katı kaya tabakadır. Diğer katmanlarla kıyaslandığında oldukça ince, daha soğuk ve daha katıdır; bu bakımdan yeryüzünde kabuk görevi görür. Litosferin altında Astenosfer katmanı bulunur. Bu katman yüksek ısı ve basınca maruz kaldığında yumuşayıp eriyebilen, sıcak, yarı-katı maddelerden oluşmuştur. Kati Litosfer tabakasının, yavaşça hareket eden Astenosfer tabakası üzerinde yüzdüğü ya da hareket ettiği düşünülmektedir. Bu katmanın altında yüksek sıcaklıkta, yarı-katı kayalardan oluşan yaklaşık km kalınlığında manto denilen bir tabaka vardır. Kabuktan daha fazla demir, magnezyum ve kalsiyum içeren manto daha sıcak ve yoğundur; çünkü Dünya’nın içindeki ısı ve basınç derinlikle birlikte artar. Dünya’nın merkezinde de neredeyse mantonun iki katı yoğunlukta olan çekirdek yer alır. Bu yoğunluğun sebebi içeriğinde kayalardan çok metaller demir-nikelalasimi bulunmasıdır. Dünya’nın çekirdeği ise iki ayrı parçadan oluşur Biri km kalınlığında olan sıvı dış çekirdek, diğeri de km kalınlığındaki katı bir iç çekirdek. Dünya döndükçe sıvı dış çekirdek Dünya’nın manyetik alanını oluşturur. Her şeyden önemlisi, 20. yüzyıldaki teknoloji ile tespit edilebilen bu bilimsel gerçeklerin Kuran’da yerelması Kuran’ın çok sayıdaki mucizesinden sadece birkaçıdır. Yarılan Yeryüzü ”Dönüşlü olan göğe and olsun. Yarılan yere de.” Tarik Suresi, 11-12 Yukarıdaki ayette geçen Arapça “sada” kelimesi Türkçe de “çatlama, yarılma, ayrılma” anlamlarına gelmektedir. Allah’ın yerin yarılması üzerine yemin etmesi, başka bir Kuran mucizesidir. 1945-46 yıllarında, bilim adamları mineral kaynaklarını araştırmak için ilk kez deniz ve okyanusların diplerine indiler. Araştırmaların da dikkati çeken en önemli noktalardan biri Dünya’nın kırıklı yapısı oldu. Dünya’nın dış yüzeyindeki kayalık tabaka; kuzey-güney ve doğu-batı doğrultulu olup, on binlerce kilometre uzunluğunda çok sayıda geniş çatlakfay ile yarılmıştı. Yeryüzünün bu kırıklı yapısı sayesinde, önemli miktarda ısı dışarı atılır ve erimiş kayaların büyük bir kısmı okyanuslardaki tepeleri oluşturur. Eğer yeryüzünün, kabuğundan yüksek miktarda ısının dışarı çıkmasına olanak veren bu yapısı olmasaydı Dünya üzerinde hayat imkansız olurdu. Çünkü bu durumda yer kabuğunun altından çıkış noktası bulamayan ısı, çok büyük miktarlarda olumsuz nükleer etki meydana getirecekti. İnternetten Para Kazanma Kariyer Fikirleri - İş Firkirleri çok gariptir ki bazı aklı başında insanlar dini saplantıları yüzünden komik duruma düşerler. bu konuda, buna bir örnektir. nur suresi/ 31. ayet der ki;mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. yüz ve el gibi görünen kısımlar müstesna, zînet yerlerini göstermesinler. başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut, kocalarının babalarından yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. ey mü'minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!-bu ayette de okuduğumuz gibi, başörtrülerinin ta yakaların üzerine kadar salınması isteniyor. buna çok benzeyen bir örtünme şekline de ülkemizde türban takmak deniyor. demek ki neymiş....... nur suresindeki ayet aslında daha çok başın örtülmesiyle değil sanki göğüslerin örtülmesiyle ilgili... allah ziynet diye nitelediği şeyi kadınların; kocalarından, oğullarından, babalarından, erkekliği kalmamış hizmetçilerinden, henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan vs. vs. başkalarına göstermemelerini istiyor... ayrıca diyor ki; `ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar`... kadın ayağını yere vurduğu zaman belli olan şey göğsü müdür? saçı mıdır?aslında bu ayete dayanarak değil sadece türban, saç örtmenin bile ne kadar farz olduğu tartışılabilir ve bunu ilk ortaya atan ya da benim ilk duyduğum kişi yaşar nuri öztürk'tür... ilk duyduğumda şok olmuştum... saç örtmek kur'an'da yok, kesin değil, demişti... ayete bakınca hak veriyorum kendisine...biraz araştırayım daha geniş kapsamlı, daha aklı başında cümlelerle yazıcam... ahzab suresi / 59. ayet der ki;ey peygamber! hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. şüphesiz allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet yorumluyorum ben arkadaş. bedenlerini örtecek elbiseler giysinler, bu onların tanınmamalarını sağlar. şimdi soruyorum, hangi elbise kızlarımızı, hanımlarımızı tanınmaz hale sokar? kara çarşaf cevaplarını duyar gibiyim. yine sözlükte ateşli tartışmaların yaşanabileceği tahrik edici bir başlık. efendim national geographic in bu konuya da değinen bir belgeseli vardıislam olabilir emin değilim, bence dikkate almaya değer. orada özetle şundan bahsediyordu, spoiler vermicem; kuran arapça yazılan ilk kitapmış, hatta yazılı arapçanın ilk metinleri kuran ayetleri ve daha önce yazılı hiç bir eseri olmadığı için bazı kelimeler ister istemez yazılı dili gelişmiş olan bir dilden gelmiş; o da tabi süryanice. örneğin bu gün şu pek rahatsız edici olan kürtçe gibi, kürtçenin kendi yazılı dili olmadığı için şimdilerde buna kastırırken dışardan çok kelime alınıyor gerçi kendisi zaten pek kale alınası bir dil değil ama örnek işte. arapçada da "baş" anlamına gelen kelime süryanicade "bel" kelimesiymiş. yani aslında kuran belin örtünmesini yani namusun iffetin korunmasını kastediyor olabilirmiş. bana mantıklı geliyor, çünkü; kendi görüşüm bir yana, burda çok pis yoruma kastım sözlük osmanlı bir şeriat imparatorluğu olmasına rağmen, bazı padişahlar zamanında başörtüsü kanuni zorunluluk iken, bazı padişahlar zamanında değil. tahmin edeceğiniz üzere, suriye ırak gibi yerlerde şehzadelik zamanını geçiren padişahlar zorunluluk getirmemişler. zannedersem süryaniceyi de öğrenmiş ve burdaki bilgiyle yorumlamışlar. tabi çocukları ya da torunlarına öğretmemiş olacaklar ki sonradan gelenlerin bazıları zorunlu kılmış bazıları kılmamış. bunun bilemeyeceğim artık başka sebepleri var mıdır. soner yalçının siz kimi kandırıyorsunuz adlı kitabında da bu mevzudan bahsediliyordu. yani netice itibariyle kuranda bu vardır diye kestirip atmamak gerekir. bu yoktur demek de yanlış çünkü nur suresi 31. ayet, ahzab 59. ayet ve zannedersem bir kaç yerde daha bir şeylerin bahsi geçiyor. artık bu baş mıdır, iffet midir, kafeste çok konuşan papağan mıdır!?, zamanla öğreniriz umuyorum. dikkat ettiyseni mütefessirlerin işidir demiyorum. çünkü onlar ezberlemişler bazı şeyler o çerçevede yorumlayıp tefsir yaptıklarını sanıyorlar. hala bilimden uzak tefsir yazanlar var, onları papağanlara havale gelen edit, ben yazana kadar bazı arkadaşlar araya girmiş bi dolu entry. benzer şeyler varsa affola çok düşündüm bi de arada telefonla kim 500 bin istere katıldım, iki viski açtım, üç kuzu devirdim filan. kuranda misal konu kadını dövmekle ilgili bir ayet olduğunda ayet içerisindeki fiiller ekine köküne parçalanır, yan anlamlardan faydalanılır ya da konu matematikle çelişen miras bölüşümü ise sure bütünlüğünden eksik pay paydaya tamamlanır, fazlalıklar atılır vesaire..yani demem o ki kuranda türban ile ilgili ayet olsa ne olur olmasa ne olur. yazılı din kurallarında her soruna dilin geniş sınırları içerisinde bir çözüm vardır ama gel gör ki dinin çoğu gelenektir. bir kitap, bir peygamber var iken onca mezhep nerden türecek idi yoksa. kuranda olup olmaması türban takan insanlar dışında kimseyi alakadar etmeyen ayettir. daha da önemlisi, trol adamın entrysine link verilerek açılan başlığın altına entry giren adamlar var hala sözlükte. bence kurandaki ayetlerden önce bunları tartışmamız lazım. benim dikkatimi çeken başka bir nokta var bu ayette. nur suresi/ 31. ayette şöyle bir parça da var* "..., yahut sahip oldukları kölelerden, ...". şimdi kuran'da kölelikle ilgili ne yazıyor bilmiyorum açıkçası, ama bu zamana kadar benim gördüğüm ve bana anlatıldığı kadarıyla islam'da köleliğin yasak olması gerektiğini bilgilendirmeler üzerine düzeltme islam'da kölelik yasaklanmamış. yani kölelik konusu bu ayette tutarlılığı bozmuyor. sokuyorsunuz?- spoiler -2431 ayetinde geçen "humür = örtüler" kelimesine "başörtüleri" anlamını verdiler. "humür" kelimesi, "örtmek " anlamına gelen "hamara" kökünden türeyen çoğul bir isimdir. bunun tekil hali olan "hamr = örtü" kelimesi aklı örten alkollü ve uyuşturucu maddeler için de kullanılmaktadır 590. 2431 ayetinde allah, kadınlara iffetli olmalarını ve erkekleri tahrik etmemek için örtüleriyle göğüslerini kapatmalarını emretmektedir. kuran, kadınların başlarını veya yüzlerini örtmelerini değil, göğüslerini örtmelerini emretmektedir. ayrıca, ayetteki "felyedribne = kapasınlar" ifadesi dikkat çekicidir. hadis ve sünnet izleyicilerinin yakıştırdığı anlam doğru olsaydı, bunun yerine "felyüdnine = indirsinler" ifadesi kullanılması daha uygun olurdu 3359 ayetinde olduğu gibia arapça "hamara" kelimesi ne anlama gelir? neden 2431'deki hümur = örtüler" kelimesini "hümurürre's = başörtüsü" olarak çarpıtıyorsunuz?b muhammed peygamber zamanında kadınlar peçe kullanıyor muydu, kullanmıyor muydu? peçe kullanmıyor idilerse neden sünni mezheplerden şafii mezhebi peçeyi kadınlara farz kıldı? yok eğer peçe kullanıyor idilerse neden hanefi mezhebi peçeyi farz olarak görmedi?c hadis kitaplarınızda peygamberimizin hanımı ayşe'ye yakıştırdığınız bir rivayete göre "2431 ayeti nazil olunca müslüman kadınlar, başlarını örtmek için örtüler aramaya başladılar. hatta bazıları yastık kılıflarını, perdeleri yırtarak başörtüsü edindiler" bu uydurma rivayetle 2431 ayetinin anlamını kaydırmaya çabalayan sahtekarlar o ayete dikkat etmemişlerdir. bir an için ayetteki "hümur" kelimesini sizin yakıştırdığınız biçimde "başörtüsü" olarak kabul edelim. buna göre o dönemde başörtüsünün mevcut olması lazım. zira "başörtülerini göğüslerine kapasınlar" emrine muhatap olan bir toplumun başörtüsüne sahip olması gerekir. böyle bir emir, başörtüsünün yeni bir giysi olmadığını bildirir. o halde, 2431 ayetinin inmesinden sonra, sahabe kadınlarının başörtü edinmek için seferber olduğu biçimindeki hadis sizin ayete yakıştırdığınız anlam ile çelişiyor. başörtüsü ile ilgili en önemli deliliniz olan bu hadisin uydurma olduğuna dair bu itirazımız için ne diyorsunuz?- spoiler -bilen biri yukarıdaki iddialara cevap verebilir mi? benim arapçam yok da... nur suresi 31 ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli evit tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinnzînetihinne, ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhel mu’minûne leallekum tuflihûntuflihûne.furûcehunne ferc cinsel organ/ avret yadribne felyedribne koymak, kapatmak salmak değilhumurihinne hımar örtü nereye koyduğuna göre değişir- bildiğin "cloth"cuyûbihinne cuub yaka açığı, koyunevet şimdi türban takıp, saçın bir telini göstermemeyi farz kılan bir ifade rica ediyorum kur'an-ı kerim'den muhterem ehli sünnet kadınlara da söyle bakışlarını yere indirsinler. cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. süslerini/zînetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardeşleri yahut kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut ihtiyaç içinde olmayan erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. ey müminler, allah'a topluca tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz!alemlerin rabbi olan allah böylesi elzem ! bir konuda, hele de kitabın her ayrıntıyı içerdiğini söylerken böyle muallak bırakıyor kuran'ın en önemli ! ayetini. olacak iş mi?bu ayetten ancak göğsü kapamak farz çıkar. saçı kapamak değil. tabi ayeti okuyan "ferclerini korusunlar" ifadesini "kadın yürüyen vagina" o sebeple her yeri avret yeri mentalitesine sahip değilse. ha saçını kapayan kapar, burada sorun kapamak da değil farz olmayan bişiyi dünyanın en önemli konusu haline getirip, farz ilan etmekte... ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.

kuranda devlet adamları ile ilgili ayetler