Vay Tiền Nhanh Ggads. Yüce Allah’ın son indirdiği mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de olan Yasin suresinden bahsedeceğiz. Dilerseniz şu soru ile başlayalım. Yasin süresi kaç ayetten oluşur? Seksen üç âyet, yediyüz yirmi yedi kelime ve üçbin harftir. Mushaftaki sıralamada otuz altıncı, iniş sırasına göre kırk birinci sûredir. Sûre, Kur’an’ın kalbi diye nitelendiren hadis rivayetine dayanılarak “kalbü’l-Kur’ân” diye de adlandırılmıştır. Cin sûresinden sonra, Furkan sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Yerinde açıklanacak bir sebeple 12. âyetin Medine’de indiğini ileri sürenler de olmuştur. Mekkî surelerden olup fâsılası “م، ن” nun ve mim harfleridir. Sûre, adını ilk âyeti oluşturan “Yâ-Sîn” harflerinden almıştır. Sûrede başlıca insanın ahlâkî sorumlulukları, vahiy, Hz. Peygamber’i yalanlayan Kureyş kabilesi, Antakya halkına gönderilen peygamberler, Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren deliller, öldükten sonra dirilme, hesap ve ceza konu edilmektedir. Yasin suresi kaçıncı cüzdür? diye merak edenler için 22. cüz’de yer almaktadır. Yâsîn sûresinde İslâm akaidinin üç esasını teşkil eden tevhid, nübüvvet ve âhiret konuları tabiatın mükemmel kuruluşu ve işleyişinden deliller getirilerek anlatılır; bu arada iman-küfür mücadelesi çerçevesinde geçmiş kavimlerden ibret verici örnekler zikredilir. Hadis kaynaklarında Hz. Peygamber’den Yâsîn sûresinin faziletine dair nakledilmiş sözler yer alır. Bunlardan biri şöyledir “Her şeyin bir kalbi vardır; Kur’an’ın kalbi de Yâsîn’dir” Tirmizî, “Fezâilü’lKur’ân”, 7; Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 21; krş. Müsned, V, 26. Diğer bazı rivayetler için bk. Şevkânî, IV, 410-411. İbn Abbas’ın da –bu sûrenin son âyeti hakkında– “Yâsîn’in ve onu okumanın niçin bu kadar faziletli olduğunu bilmiyordum; meğer bu âyetten dolayı imiş” dediği nakledilir Zemahşerî, III, 294-295. Hadislerin sıhhat durumu tartışmalı olmakla beraber, öteden beri İslâm âlimleri Resûlullah’ın bu sûreye özel bir ilgi gösterdiği kanaatini taşımışlar ve müslümanlar da Kur’an tilâvetinde ona ayrı bir yer vermişlerdir. Bu sebeple Yâsîn sûresi için özel tefsirler kaleme alınmıştır Ölülere Yâsîn okunmasıyla ilgili hadiste “ölmek üzere olanlar”ın kastedildiği kanaati hâkim olmakla beraber, bunu öldükten sonra veya ölünün kabri başında okunacağı şeklinde anlayanlar da vardır, bk. Elmalılı, VI, 4004. Bismillâhirrahmânirrahîm Rahman Ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla Sîn. 2,3,4.Ey Muhammed! Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere peygamber gönderilenlerdensin. 5, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. onların çoğu üzerine o söz azap hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır. onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. ancak Zikr’e Kur’an’a uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele. biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta Levh-i Mahfuz’da bir bir kaydetmişizdir. 13.Ey Muhammed! Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti. biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. şöyle dediler “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.” 16.Elçiler ise şöyle dediler “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.” 17. “Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” ki “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.” de, “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi uğursuzluğa uğruyorsunuz?. Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz” dediler. öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.” 21.“Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.” 22“Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.” 23“O’nu bırakıp da başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.” 24.“O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.” 25.“Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!” 26,27. Kavmi onu öldürdüğünde kendisine “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi. sonra kavmi üzerine onları cezalandırmak için gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik. korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler. o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar. önce nice nesilleri helâk ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi? hepsi de mutlaka toplanıp hesap için huzurumuza çıkarılacaklardır. toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler. 34, yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Bunları onların elleri yapmış değildir. Hâlâ şükretmeyecekler mi? bitirdiği şeylerden, insanların kendilerinden ve daha bilemedikleri nice şeylerden, bütün çiftleri yaratanın şanı yücedir. de onlar için bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır. 38. Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah’ın takdiri düzenlemesidir. dolaşımı için de konak yerleri evreler belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir. onlar için o gemi gibi binecekleri nice şeyler yarattık. istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar. tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir süreye kadar daha yaşasınlar diye kurtarılırlar. “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde yüz çevirirler. Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar. “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler. 48.“Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit ne zaman gelecek?” diyorlar. ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar. ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler. üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler. derler “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.” korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır. gün kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir. cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler. ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar. için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır. 58. Çok merhametli olan Rab’den bir söz olarak kendilerine “Selâm” vardır. 59. Allah, şöyle der “Ey suçlular! Ayrılın bu gün!” 60,61.“Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?” 62. “Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?” 63.“İşte bu, tehdit edildiğiniz cehennemdir.” 64.“İnkâr ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!” 65. O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder. dileseydik, onların gözlerini büsbütün kör ederdik de bu hâlde yola koyulmak için didişirlerdi. Fakat nasıl görecekler ki?! eğer dileseydik, oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi. uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz gücünü azaltırız. Hâlâ düşünmeyecekler mi? o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. Ona verdiğimiz ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. 70.Aklen ve fikren diri olanları uyarması ve kâfirler hakkındaki o sözün azabın gerçekleşmesi için Kur’an’ı indirdik. mi ki, biz onlar için, ellerimizin kudretimizin eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler. için bu hayvanlarda daha pek çok yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi? kendilerine yardım edilir diye Allah’ı bırakıp da ilâhlar edindiler. ilâhlar için hizmete hazır asker oldukları hâlde, ilâhlar onlara yardım edemezler. 76.Ey Muhammed! Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz. bizim, kendisini az bir sudan meniden yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir. de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?” ki “Onları ilk defa var eden diriltecektir. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir.” 80. O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz. ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir. şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir. şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz. Yasin suresi okunuşu Bismillâhirrahmânirrahîm 1 Yâsîn 2 VeI Kur’ân-iI hakîm 3 İnneke IemineI mürseIîn 4 AIâ sırâtın müstakîm 5 TenzîIeI azîzirrahîm 6 Litünzira kavmen mâ ünzire âbâühüm fehüm gâfiIûn 7 Lekad hakkaIkavIü aIâ ekserihim fehüm Iâ yü’minûn 8 İnnâ ceaInâ fî a’nâkihim agIâIen fehiye iIeI ezkâni fehüm mukmehûn 9 Ve ceaInâ min beyni eydîhim sedden ve min haIfihim sedden feağşeynâhüm fehüm Iâ yübsirûn 10 Ve sevâün aIeyhim eenzertehüm em Iem tünzirhüm Iâ yü’minûn 11 innemâ tünzirü menittebazzikra haşiyerrahmâne biIgaybi febeşşirhü bimağfiretiv ve ecrin kerîm 12 İnnâ nahnü nuhyiI mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârehüm ve küIIe şey’in ahsaynâhü fî imâmin mübîn 13 Vadrib Iehüm meseIen ashâbeI karyeh. İz câeheI mürseIûn 14 İz erseInâ iIeyhi müsneyni fekezzebûhümâ fe azzeznâ bisâIisin fekâIû innâ iIeyküm mürseIûn 15 KâIû mâ entüm iIIâ beşerün misIünâ vemâ enzeIerrahmânü min şey’in in entüm iIIâ tekzibûn 16 KâIû rabbünâ ya’Iemü innâ iIeyküm IemürseIûn 17 Vemâ aIeynâ iIIeI beIâguI mübîn 18 KâIû innâ tetayyernâ biküm Iein Iem tentehû Ie nercümenneküm veIe yemessenneküm minnâ azâbün eIîm 19 KâIû tâirüküm meaküm ein zukkirtum beI entüm kavmün müsrifûn 20 Vecâe min aksaImedineti racüIün yes’â kâIe yâ kavmittebiuI mürseIîn 21 İttebiû men Iâ yeseIüküm ecran ve hüm muhtedûn 22 Vemâ Iiye Iâ a’büdüIIezî fetarenî ve iIeyhi türceûn 23 Eettehizü min dûnihî âIiheten in yüridnirrahmânü bi-durrin Iâ tuğni annî şefâatühüm şey’en veIâ yünkizûn 24 İnnî izen Iefî daIâIin mübîn 25 İnnî âmentü birabbiküm fesmeûn 26 KîIedhuIiI cennete, kâIe yâIeyte kavmî yâ’Iemûn 27 Bimâ gafereIî rabbî ve ceaIenî mineI mükremîn 28 Vemâ enzeInâ aIâ kavmihî min badihî min cündin minessemâi vemâ künnâ münziIîn 29 İn kânet iIIâ sayhaten vâhideten feizâhüm hâmidûn 30 Yâ hasreten aIeI ibâdi mâ ye’tîhim min resûIin iIIâ kânûbihî yestehziûn 31 EIem yerev kem ehIeknâ kabIehüm mineI kurûni ennehüm iIeyhim Iâ yerciûn 32 Ve in küIIün Iemmâ cemî’un Iedeynâ muhdarûn 33 Ve âyetün IehümüI arduI meytetü ahyeynâhâ ve ahrecnâ minhâ habben fe minhü ye’küIûn 34 Ve ceaInâ fîhâ cennâtin min nahîIiv ve a’nâb ve feccernâ fîha mineI uyûn 35 Liye’küIû min semerihî vemâ amiIethü eydîhim efeIâ yeşkürûn 36 SübhânneIIezî haIekaI ezvâce küIIehâ mimmâ tünbitüI ardu ve min enfüsihim ve mimmâ Iâ ya’Iemûn 37 Ve âyetün IehümüIIeyü nesIehu minhünnehâre fe izâhüm muzIimûn 38 Veşşemsü tecrî Iimüstekarrin Iehâ zâIike takdîruI azîziI aIîm 39 VeIkamere kaddernâhü menâziIe hattâ âdekeI urcûniI kadîm 40 Leşşemsû yenbegî Iehâ en tüdrikeI kamere veIeIIeyIü sâbikunnehâr ve küIIün fî feIekin yesbehûn 41 Ve âyetüI Iehüm ennâ hameInâ zürriyyetehüm fiI füIkiI meşhûn 42 Ve haIâknâ Iehüm min misIihî mâ yarkebûn 43 Ve in neşe’ nugrıkhüm feIâ sarîha Iehüm veIâhüm yünkazûn 44 İIIâ rahmeten minnâ ve metâan iIâ hîn 45 Ve izâ kîIe Iehümüttekû mâ beyne eydîküm vemâ haIfeküm IeaIIeküm türhamûn 46 Vemâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim iIIâ kânû anhâ mu’ridîn 47 Ve izâ kîIe Iehüm enfikû mim mâ rezakakümüIIâhü, kâIeIIezîne keferû, IiIIezîne âmenû enut’ımü menIev yeşâuIIâhü et’ameh, in entüm iIIâ fî daIâIin mübîn 48 Ve yekûIûne metâ hâzeI va’dü in küntüm sâdikîn 49 Mâ yenzurûne iIIâ sayhaten vâhideten te’huzühüm vehüm yehissimûn 50 FeIâ yestetîûne tavsıyeten veIâ iIâ ehIihim yerciûn 51 Ve nüfiha fîssûri feizâhüm mineI ecdâsi iIâ rabbihim yensiIûn 52 KâIû yâ veyIenâ men beasena min merkadina hâzâ mâ veaderrahmânü ve sadekaI mürseIûn 53 İn kânet iIIâ sayhaten vâhideten feizâ hüm cemî’un Iedeynâ muhdarûn 54 FeIyevme Iâ tuzIemu nefsün şeyen veIâ tüczevne iIIâ mâ küntüm tâ’meIûn 55 İnne ashâbeI cennetiI yevme fîşüğuIin fâkihûn 56 Hüm ve ezvâcühüm fî zıIâIin aIeI erâiki müttekiûn 57 Lehüm fîhâ fâkihetün ve Iehüm mâ yeddeûn 58 SeIâmün kavIen min rabbin rahîm 59 VemtâzüI yevme eyyüheI mücrimûn 60 EIem a’hed iIeyküm yâ benî âdeme en Iâ tâ’buduşşeytân innehû Ieküm adüvvün mübîn 61 Ve enî’budûnî, hâzâ sırâtun müstekîm 62 Ve Iekad edaIIe minküm cibiIIen kesîran efeIem tekûnû ta’kıIûn 63 Hâzihî cehennemüIIetî küntüm tûadûn 64 lsIevheI yevme bimâ küntüm tekfürûn 65 EIyevme nahtimü aIâ efvâhihim ve tükeIIimünâ eydîhim ve teşhedü ercüIühüm bimâ kânû yeksibûn 66 VeIev neşâü Ietamesnâ aIâ a’yunihim festebekus sırâta fe ennâ yübsirûn 67 VeIev neşâü Iemesahnâhüm aIâ mekânetihim femestetâû mudıyyev veIâ yerciûn 68 Ve men nüammirhü nünekkishü fiIhaIkı, efeIâ ya’kiIûn 69 Ve mâ aIIemnâhüşşi’ra vemâ yenbegî Ieh in hüve iIIâ zikrün ve kur’ânün mübîn 70 Liyünzira men kâne hayyen ve yehıkkaI kavIü aIeI kâfirîn 71 EveIem yerav ennâ haIaknâ Iehüm mimmâ amiIet eydîna en âmen fehüm Iehâ mâIikûn 72 Ve zeIIeInâhâ Iehüm feminhâ rekûbühüm ve minhâ ye’küIûn 73 Ve Iehüm fîhâ menâfiu ve meşâribü efeIâ yeşkürûn 74 Vettehazû min dûniIIâhi âIiheten IeaIIehüm yünsarûn 75 Lâ yestetîûne nasrahüm ve hüm Iehüm cündün muhdarûn 76 FeIâ yahzünke kavIühüm. İnnâ na’Iemü mâ yüsirrûne vemâ yu’Iinûn 77 EveIem yeraI insânü ennâ haIaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn 78 Ve darebe Ienâ meseIen ve nesiye haIkah kaIe men yuhyiI izâme ve hiye ramîm 79 KuI yuhyiheIIezî enşeehâ evveIe merrah ve hüve biküIIi haIkın aIîm 80 EIIezî ceaIe Ieküm mineşşeceriI ahdari nâren feizâ entüm minhü tûkidûn 81 EveIeyseIIezî haIakassemâvati veI arda bikâdirin aIâ ey yahIüka misIehüm, beIâ ve hüveI haIIâkuI aIîm 82 İnnema emrühû izâ erâde şey’en en yekûIe Iehû kün, feyekûn 83 FesübhaneIIezî biyedihî meIekûtü küIIi şey’in ve iIeyhi türceûn. Bu ayet Yasin Suresinin 58. ayetidir. "Çok merhametli olan Allahtan bir söz olarak kendilerine Selam vardır." demektir. Kuran-ı Kerimde yer alan bu ayetin anlamı merhametli olan Yaradan, bir söz olarak kendilerine selam vardır, anlamına 24, 2021İçindekiler1 Yasin Suresi 58 ayet ne icin okunur?2 Selamün kavlen min Rabbir rahimin faziletleri nelerdir?3 Yasin 58 ayet kaç kere okunmalı?4 Selamunkavlen Mirrabbirrahim ne demek?5 Selamün kavlen mir Rabbir Rahîm kaç defa okunmalı?6 Selamün kavlen min Rabbin Rahim adetliyken okunur mu?7 Selamün kavlen min Rabbir rahim kaç defa okunmalı?Yasin Suresi 58 ayet ne icin okunur?Bu surelerden bir tanesi Yasin suresi, ayetlerden bir tanesi de Yasin suresinin 58. ayetidir. Yasin suresi 58. ayetin “Yasin Suresinin Kalbi” olduğu söylenir. Bu ayetin okunması; kötülükten korunmaya, hatim sevabı almaya ve ruhun imanla teslim edilmesini kavlen min Rabbir rahimin faziletleri nelerdir?Selamun Kavlen Mir Rabbin Rahim Ne Anlama Gelir? Bir bela, bir musibet ile karşı karşıya gelindiğinde bu ayet okunarak, Allah'ın izni ile bu belanın uzak olması, zarar vermemesi istenmektedir. Ayrıca, yüce Allahtan sağlık, sıhhat istemek ve afiyet dilemek için bu dua 58 ayet kaç kere okunmalı?1499 kere okuyan, ummadığı lütuf ve ihsana ulaşır. Yasin Suresinin 58. ayeti kerimesi olan "Selamün Kavlen mir-Rabbir-Rahîm" her gün bir bardak suya "Besmele" ile 818 kere okunup da, ruh hastasına içirilirse, Allah'u Teala'nın izniyle şifa Mirrabbirrahim ne demek?Sıkıntılı ve musibet ile karşı karşıya kalındığı zamanlarda okunan ayet-i kerimelerden birisi ise Yasin Suresindeki 58. ayettir. ''Selamun Kavlen Mir Rabbin Rahim'' yani Türkçede ki mealinin karşılığı "Çok merhametli olan Allahtan bir söz olarak kendilerine Selâm vardır" ayeti Müslüman kimselere bir nevi teselli …Selamün kavlen mir Rabbir Rahîm kaç defa okunmalı?Ancak Selamun Kavlen Mir Rabbi Rahim duasının 1479 defa okunması genel bir görüştür. Sayı her ne olursa bu duanın faziletlerinden istifade edebilmek için her gün düzenli olarak okunması tavsiye edilir…Selamün kavlen min Rabbin Rahim adetliyken okunur mu?adet olan kadınların veya cünüplerin, Kunut vesaire gibi çeşitli duaları okumalarında, tesbih ve tehlil kelimelerini söylemelerinde ve Hazret-i Peygambere salat ve selam getirmelerinde hiçbir mahzur kavlen min Rabbir rahim kaç defa okunmalı?Ancak Selamun Kavlen Mir Rabbi Rahim duasının 1479 defa okunması genel bir görüştür. Sayı her ne olursa bu duanın faziletlerinden istifade edebilmek için her gün düzenli olarak okunması tavsiye edilir… Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Vece’alnâ min beyni eydîhim sedden vemin ḣalfihim sedden feaġşeynâhum fehum lâ yubsirûneVe önlerine bir set çektik, arkalarına bir set ve gözlerini bağladık da bu yüzden onlar, görmezler.Hakka diretmeleri ve hayra hıyanetleri sebebiyle onların Önlerinden manevi bir perde ve arkalarından manevi bir perde çektik de, böylece onların görüş alanını kapattık ve gönül ekranlarını kararttık; artık bunlar imani ve Kur’ani gerçekleri göremez ve kavrayamaz durumdalardır.[Not Hz. Peygamber Efendimiz SAV Hicret’e çıkarlarken, evlerinin etrafını saran, Mekke’nin süper zalimlerinin kiralık katilleri üzerine bu Ayet-i K... Devamı..Hem önlerine, hem arkalarına birer set çekmişiz ve böylece kendilerini sarıp kuşatmışız da, artık baksalar da sağlarından, sollarından ve arkalarından setler çektik. Onları sardık. Artık, baksalar da önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik. Böylece onları örtüverdik. Artık önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık onların önlerine ahiret işlerine bir engel, arkalarına dünya işlerine bir engel çekip kendilerini sarmışız da artık onlar hakkı bir sed, arkalarına da bir sed yapmışız onları kuşatmışız. Gözlerine perde çekmişiz, artık onlar asla göremezler.[Kalbi küfür ile kararmış insan, ne geçmişinden ne de geleceğinden bir şey anlamaz. Gözü perdeli olduğu için, içinde bulunduğu anın değerini de bilmez... Devamı..Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları çepeçevre kuşattık. Artık hem önüne, hem de arkalarına birer duvar çekmişiz, gözlerini kapattık, artık onlar göremezlerBiz, onların âdeta önlerine bir set ve arkalarına bir set koyduk, böylece onları her taraftan kuşattık. Artık onlar gerçekleri ayet, inkârcıların akıl tutulmasını ortaya koymaktadır. Yani inanmaya niyetleri olmayan inkârcılar ne tamamen geri dönebiliyorlar ne de gelecekleri... Devamı..Önlerinde ve ardlarında bire mâni’a vardır gözlerini örtü ile örtdük hiç bir şey ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler. İman yolları, kendilerine kapalı olduğu için hakkı bir set ve arkalarından bir set çekerek onları perdeledik; artık önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da önlerinden bir sedd ve arkalarından bir sedd çekmişiz, kendilerini sarmışızdır da baksalar da görmezlerÖnlerine ve arkalarına birer set çektik¹. Böylece onları perdeledik. Artık gerçeği Zulmeden ve işledikleri günahları kendilerini kuşatanlar, büyüklenip yeryüzünde baskı ve zulüm yapanlar cezalandırılmayı kesin olarak hak ettikleri... Devamı..Biz hem önlerinden bir sed, hem arkalarından bir sed çektik. Böylece onları sarıverdik. Artık görmezler.İsyanlarındaki ısrarları yüzünden önlerinden bir sed, arkalarından da bir sed çektik de onların gözlerini perdeledik; artık onlar bir engel ve arkalarına bir engel koyduk ki onları çepe çevre kuşatalım sonra hiçbir şey onların önlerine bir duvar, artlarına bir duvar çektik, gözlerini de bağladık. Artık onlar doğru yolu önlerine, arkalarına setler koyduk, onların gözlerini bağladık, artık onlar doğru yolu onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik, böylece onları perdeledik. Artık onların önlerine bir sed, arkalarına da bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık önlerine ve arkalarına, kendi ürünleri olan önyargı, haset, bencillik gibi engeller koyduk ve mal hırsı, dünya tutkusu ile onları çepeçevre kuşattık; işte bu yüzden, bağnazlıktan, taassuptan kurtulup da gerçeği göremezler. Geçmiş olaylardan ders alıp da günahlardan vazgeçmez, gelecekte kendilerini bekleyen tehlikelerden sakınmazlar. Dolayısıyla;Önlerinden bir set, arkalarından da bir set çektik; böylece onları kuşattık; artık ve arkadan set çekip ufuklarını kararttık. üstelik gözlerini de perdeledik, artık bırakın ileriyi, burunlarının ucunu bile arkalarına tercih ettikleri özellikleri set olarak yerleştirdik. Bu nedenle onlar geçmişiyle yüzleşmezler. Gerçeklere göre hareket etmezler. Uydurdukları yalanlarda kaybolurlar. Hâlbuki alçak gönüllülüğü, sevgiyi, affı, paylaşım duygularını öne çıkarsalardı daha iyi olurdu. İnkâr edenler inatçı bencil oldular. Böylece tercih ettikleri özelliklerin ön yargısıyla gerçeklere karşı kör, sağır, dilsiz oldular. Onlar şımarıkça hareketleriyle kendilerini üstün gören, kendilerinden başkasını dinlemeyenlerdir. Adam yerine koymadıkları insanları dinlemezler. Toplumu sınıflara ayırarak zulmederler. Önlerinden ve arkalarından bir set çektik ve onları çepeçevre kuşattık; gerçeği onların önlerinden ve arkalarından birer set çekerek basiretlerini örtüverdik de onlar bu yüzden Hakkı ve arkalarına setler çektik ⁸ ve göremesinler diye üzerlerine perdeler geçirdik8 Yani, “böylece ne ileri gidebilirler, ne de geri gelebilirler” ruhsal durgunluğu, durağanlığı anlatan bir biz onların adeta önlerine ve arkalarına hakikate ulaşmalarını engelleyen bir set çekmişiz ve gözlerini perdelemişiz de bu yüzden gerçeği göremiyorlar. 6/35, 18/57...59, 45/23Yine adeta önlerinden ve arkalarından birer set çekmiş ve gözlerini perdelemişizdir de, artık Biz onların önlerinde bir sed ve arkalarında bir sed vücuda getirdik, öylece onları sarıverdik. Artık onlar önlerinden hem arkalarından bir set yaparak, öylesine çepeçevre sardık ki, artık hiç göremezler onlar. . . Önlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık önlerinde bir sed, arkalarında bir sed kıldık ve gözlerini perdeledik. Onlar hakkı ve hakîkati görmezler. Sanki önlerine bir engel, arkalarına da bir engel koyup onları kuşatmışız da göremiyorlar[*].[*] Bu iki ayette, benzetme yapma yerine doğrudan benzetilecek anlam kümesi kullanılarak Mekkelilerin, Kur'an karşısındaki tavırları canlandırılmıştır... Devamı..Önlerine bir set, arkalarına da bir set çekerek onları bürüdük de artık bir sed, arkalarına bir sed çekip onları öyle bir kuşattık ki, birşey görecek halleri bir set, arkalarına da başka bir set çektik. Böylece onları kuşatıp sardık; artık onlar ķılduķ ileylerinde dįvar ya'nį ġaflet daħı artlarından dįvar pes örttük anları pes anlar anlaruñ ileylerinde sed ḳılduḳ, ardlarından daḫı sed ḳılduḳ. Anlaruñgözler[ini kör] itdük. Pes anlar hīç ḥaḳḳı onların önlərinə və arxalarına sədd çəkib gözlərini bağlamışıq. Buna görə də Allahın qüdrətinə dəlalət edən əlamətləri görmürlər. Kafirlərin qəlb gözü kor edilmiş, bütün iman yolları üzlərinə bağlanmışdır. Onlar zahirən görsələr də, mə’nən kordurlar.And We have set a bar before them and a bar behind them, and thus have covered them so that they see We have put a bar in front of them3949 and a bar behind them, and further, We have covered them up; so that they cannot Their retreat is cut off and their progress is impossible. Further the Light that should come from above is cut off, so that they become totally ... Devamı.. Bayraktar Bayraklı Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an MealiÖnlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları çepeçevre kuşattık. Artık Okuyan Kur’an Meal-TefsirÖnlerinden ve arkalarından bir set çektik ve onları çepeçevre kuşattık; gerçeği Yüksel Mesaj Kuran ÇevirisiÖnlerinden bir set ve arkalarından bir set çekerek onları perdeledik; artık ve arkalarına birer set çektik*. Böylece onları perdeledik. Artık gerçeği görmezler.*Süleymaniye Vakfı Süleymaniye Vakfı MealiSanki önlerine bir engel, arkalarına da bir engel koyup onları kuşatmışız da göremiyorlar*.Ali Rıza Safa Kur'an-ı Kerim GerçekÖnlerine ve arkalarına set çekerek onları perdeledik; onlar, artık İslamoğlu Hayat Kitabı Kur’anYine adeta önlerinden ve arkalarından birer set çekmiş ve gözlerini perdelemişizdir de, artık Nuri Öztürk Kur'an-ı Kerim MealiÖnlerine bir set, arkalarına da başka bir set çektik. Böylece onları kuşatıp sardık; artık onlar Bulaç Kur'an-ı Kerim ve Türkçe AnlamıBiz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık sadeleştirilmiş Hem önlerinden bir set, hem arkalarından bir set çekmişiz ve kendilerini sarmışızdır; artık baksalar da Esed Kur'an Mesajıönlerine ve arkalarına setler çektik ve göremesinler diye üzerlerine perdeler geçirdikDiyanet İşleri Kur'an-ı Kerim Türkçe MealiBiz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık Hamdi Yazır Kur'an-ı Kerim ve Yüce MealiHem önlerinden bir sedd ve arkalarından bir sedd çekmişiz, kendilerini sarmışızdır da baksalar da görmezlerSüleyman Ateş Kur'an-ı Kerim ve Yüce MealiÖnlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık Basri Çantay Kur'an-ı Hakim ve Meal-i KerimBiz hem önlerinden bir sed, hem arkalarından bir sed çektik. Böylece onları sarıverdik. Artık bir sed ve arkalarından da bir sed çekmişizdir. Gözlerini perdelemişizdir. Bu yüzden artık Piriş Kur'an-ı Kerim Türkçe AnlamıÖnlerine bir set, arkalarına da bir set çekerek onları bürüdük de artık Yıldırım Kuran-ı Kerim ve MealiHem önlerinden hem arkalarından bir set yaparak, öylesine çepeçevre sardık ki, artık hiç göremezler onlar...Ahmed Hulusi Türkçe Kur'an ÇözümüOnların önlerinden bir set geleceği göremezler ve arkalarından bir set geçmişlerinden ders almazlar oluşturduk da böylece onları bürüdük... Artık onlar Yüksel Eski Baskı Mesaj Kuran ÇevirisiÖnlerinden bir set ve arkalarından bir set çekerek onları perdeledik; artık Aktaş Eski Baskı Kerim Kur'anÖnlerine ve arkalarına birer set çektik*. Böylece onları perdeledik. Artık gerçeği görmezler.*Rashad Khalifa The Final TestamentAnd we place a barrier in front of them, and a barrier behind them, and thus, we veil them; they cannot Monotheist Group The Quran A Monotheist TranslationAnd We have placed a barrier in front of them, and a barrier behind them, thus We shielded them so they cannot Quran A Reformist TranslationWe have placed a barrier in front of them, and a barrier behind them, thus We shielded them so they cannot see. YASİN Suresi oku ve dinle & Yasin Suresi Türkçe ve Arapça okunuşu ve Diyanet tefsiri…, Sureler ve ayetler bölümümüzde bu kez YASİN Suresi oku ve dinle & Yasin Suresi Türkçe ve Arapça okunuşu ve Diyanet tefsiri… başlığı altında bilgiler vermeye çalıştık, YASİN Suresi oku ve dinle & Yasin Suresi Türkçe ve Arapça okunuşu ve Diyanet tefsiri… ile alakalı tüm detaylar yazımızda.. Kuran-ı Kerim’de bulunan 36. sure Yasin Suresi olarak bilinmektedir. Özel gün ve gecelerde çok fazla okunan sureler içinde bulunan Yasin Suresi 83 ayeti kerimeden buluşmaktedir. Mekke zamanında indirildiği bilinen Yasin Suresi 6 sayfadan buluşmaktedir. Surede insanın ahlaki sorumlulukları, Hz. Peygamberi yalanlayan Kureyş kabilesi, Antakya halkına gönderilen peygamberler, Allah’ın birliiği ve birlikteliğini tespit eden deliller gibi bir çok konu surede anlatılmaktadır. İşte Yasin Suresi okunuşu Türkçe meali, Arapça okunuşu ve Diyanet tefsiri… Yasin Suresi Mekke zamanında indirimiş 83 ayeti kerimeden bir araya gelen Kuran’-ı Kerim’de otuz altı indiriliş sırasına göre ise kırk birinci sure olarak bilinmektedir. Yasin suresi mühim gün ve gecelerde çok fazla okunan sureler içinde bulunmaktadır. Yasin Suresinde İnsanın ahlaki sorumlulukları, Hz. Peygamber’i yalanlayan Kureyş Kabilesi, Antakya halkına gönderilen Peygamberler, Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren deliller, öldükten sonra dirilme, hesap ve ceza Yasin suresinde konu edilmektedir. Yasin suresinin faziletleri ile ilgili ise hadis kaynaklarında nakledilmiş bazı sözler yer alır. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde “Her şeyin bir kalbi mevcuttur; Kur’an’ın kalbi de Yâsîn’dir” buyurmuştur. İşte Yasin suresi Arapça okunuşu ve Türkçe meali… YASİN SURESİ TÜRKÇE Bismillahirrahmanirrahîm Yâsîn. Vel Kur’ân-il hakîm. İnneke leminel mürselîn. Alâ sırâtın müstakîm. Tenzîlel azîzirrahîm. Litünzira kavmen mâ ünzire âbâühüm fehüm ğâfilûn. Lekad hakkaIkavIü alâ ekserihim fehüm lâ yü’minûn. İnnâ ceaInâ fî a’nâkihim agIâIen fehiye ilel ezkâni fehüm mukmehûn. Ve ceaInâ min beyni eydîhim sedden ve min h’eIfihim sedden feağşeynâhüm fehüm lâ yübsirûn Ve sevâün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü’minûn İnnemâ tünzirü menittebezzikra ve haşiyerrahmâne bilğaybi febeşşirhü bimağfiretiv ve ecrin kerîm İnnâ nahnü nuhyil mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârehüm ve külle şey’in ahsaynâhü fî imâmin mübîn Vadrib lehüm meseIen ashâbel karyeh. İz câehel mürselûn İz erselnâ iIeyhi müsneyni fekezzebûhümâ fe azzeznâ bisâIisin fekâIû innâ iIeyküm mürselûn Kâlû mâ entüm illâ beşerün mislünâ vemâ enzeIerrahmânü min şey’in in entüm illâ tekzibûn Kâlû rabbünâ ya’lemü innâ iIeyküm lemürselûn Vemâ aIeynâ illel belâgul mübîn KâIû innâ tetayyernâ biküm Iein Iem tentehû Ie nercümenneküm veIe yemessenneküm minnâ azâbün eIîm KâIû tâirüküm meaküm ein zûkkirtum beI entüm kavmün müsrifûn Vecâe min aksaImedineti racüIün yes’â kâIe yâ kavmittebiuI mürseIîn İttebiû men Iâ yeseIüküm ecran ve hüm muhtedûn Vemâ Iiye Iâ a’büdüIIezî fetarenî ve iIeyhi türceûn Eettehizü min dûnihî âIiheten in yüridnirrahmânü bi-durrin Iâ tuğni annî şefâatühüm şey’en veIâ yünkizûn İnnî izen Iefî daIâIin mübîn İnnî âmentü birabbiküm fesmeûn KîIedhuIiI cenneh, kâIe yâIeyte kavmî yâ’Iemûn Bimâ gafereIî rabbî ve ceaIenî mineI mükremîn Vemâ enzeInâ aIâ kavmihî min badihî min cündin minessemâi vemâ künnâ münziIîn İn kânet iIIâ sayhaten vâhideten feizâhüm hâmidûn Yâ hasreten aIeI ibâdi mâ ye’tîhim min resûIin iIIâ kânûbihî yestehziûn EIem yerev kem ehIeknâ kabIehüm mineI kurûni ennehüm iIeyhim Iâ yerciûn Ve in küIIün Iemmâ cemî’un Iedeynâ muhdarûn Ve âyetün IehümüI arduI meytetü ahyeynâhâ ve ahrecnâ minhâ habben fe minhü ye’küIûn Ve ceaInâ fîhâ cennâtin min nahîIiv ve a’nâb ve feccernâ fîha mineI uyûn Liye’küIû min semerihî vemâ amiIethü eydîhim efeIâ yeşkürûn SübhâneIIezî haIekaI ezvâce küIIehâ mimmâ tünbitüI ardu ve min enfüsihim ve mimmâ Iâ ya’Iemûn Ve âyetün IehümüIIeyü nesIehu minhünnehâre fe izâhüm muzIimûn Veşşemsü tecrî Iimüstekarrin Iehâ zâIike takdîruI azîziI aIîm VeIkamere kaddernâhü menâziIe hattâ âdekeI urcûniI kadîm Leşşemsû yenbegî Iehâ en tüdrikeI kamere veIeIIeyIü sâbikunnehâr ve küIIün fî feIekin yesbehûn Ve âyetüI Iehüm ennâ hameInâ zürriyyetehüm fiI füIkiI meşhûn Ve haIâknâ Iehüm min misIihî mâ yarkebûn Ve in neşe’ nugrıkhüm feIâ sarîha Iehüm veIâhüm yünkazûn İllâ rahmeten minnâ ve metâan iIâ hîn Ve izâ kîIe Iehümüttekû mâ beyne eydîküm vemâ haIfeküm IeaIIeküm türhamûn Vemâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim iIIâ kânû anhâ mu’ridîn Ve izâ kîIe Iehüm enfikû mim mâ rezakakümüIIâhü, kâIeIIezîne keferû, IiIIezîne âmenû enut’ımü menIev yeşâuIIâhü et’ameh, in entüm iIIâ fî daIâIin mübîn Ve yekûIûne metâ hâzeI va’dü in küntüm sâdikîn Mâ yenzurûne iIIâ sayhaten vâhideten te’huzühüm vehüm yehissimûn FeIâ yestetîûne tavsıyeten veIâ iIâ ehIihim yerciûn Ve nüfiha fîssûri feizâhüm mineI ecdâsi iIâ rabbihim yensiIûn KâIû yâ veyIenâ men beasena min merkadina hâzâ mâ veaderrahmânü ve sadekaI mürseIûn İn kânet iIIâ sayhaten vâhideten feizâ hüm cemî’un Iedeynâ muhdarûn Felyevme lâ tuzlemu nefsun şey’en velâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûne İnne ashâbeI cennetiI yevme fîşüğuIin fâkihûn Hüm ve ezvâcühüm fî zıIâIin aIeI erâiki müttekiûn Lehüm fîhâ fâkihetün ve Iehüm mâ yeddeûn SeIâmün kavIen min rabbin rahîm VemtâzüI yevme eyyüheI mücrimûn EIem a’hed iIeyküm yâ benî âdeme en Iâ tâ’buduşşeytân innehû Ieküm adüvvün mübîn Ve enî’budûnî, hâzâ sırâtun müstekîm Ve Iekad edaIIe minküm cibiIIen kesîran efeIem tekûnû ta’kıIûn Hâzihî cehennemüIIetî küntüm tûadûn lsIevheI yevme bimâ küntüm tekfürûn EIyevme nahtimü aIâ efvâhihim ve tükeIIimünâ eydîhim ve teşhedü ercüIühüm bimâ kânû yeksibûn VeIev neşâü Ietamesnâ aIâ a’yunihim festebekus sırâta fe ennâ yübsirûn VeIev neşâü Iemesahnâhüm aIâ mekânetihim femestetâû mudıyyev veIâ yerciûn Ve men nüammirhü nünekkishü fiIhaIkı, efeIâ ya’kiIûn Ve mâ aIIemnâhüşşi’ra vemâ yenbegî Ieh in hüve iIIâ zikrün ve kur’ânün mübîn Liyünzira men kâne hayyen ve yehıkkaI kavIü aIeI kâfirîn EveIem yerav ennâ haIaknâ Iehüm mimmâ amiIet eydîna en âmen fehüm Iehâ mâIikûn Ve zeIIeInâhâ Iehüm feminhâ rekûbühüm ve minhâ ye’küIûn Ve Iehüm fîhâ menâfiu ve meşâribü efeIâ yeşkürûn Vettehazû min dûniIIâhi âIiheten IeaIIehüm yünsarûn Lâ yestetîûne nasrahüm ve hüm Iehüm cündün muhdarûn FeIâ yahzünke kavIühüm. İnnâ na’Iemü mâ yüsirrûne vemâ yu’Iinûn EveIem yeraI insânü ennâ haIaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn Ve darebe Ienâ meseIen ve nesiye haIkah kaIe men yuhyiI izâme ve hiye ramîm KuI yuhyiheIIezî enşeehâ evveIe merrah ve hüve biküIIi haIkın aIîm EIIezî ceaIe Ieküm mineşşeceriI ahdari nâren feizâ entüm minhü tûkidûn EveIeyseIIezî haIakassemâvati veI arda bikâdirin aIâ ey yahIüka misIehüm, beIâ ve hüveI haIIâkuI aIîm İnnema emrühû izâ erâde şey’en en yekûIe Iehû kün, feyekûn FesübhaneIIezî biyedihî meIekûtü küIIi şey’in ve iIeyhi türceûn. YASİN SURESİ TÜRKÇE MEALİ 1. SAYFA Ey Muhammed! Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki sen tabi ki dosdoğru bir yol üzere peygamber gönderilenlerdensin. Kur’an, ataları ikazlmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah aracılığıyla indirilmiştir. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz azap hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu nedenle kafaları yukarıya kalkık durumdadır. Biz onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. Sen fakat Zikr’e Kur’an’a uyanı ve görmediği halde Rahmân’dan korkan kimseyi ikazrsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükafatla müjdele. Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta Levh-i Mahfuz’da bir bir kaydetmişizdir. 2. SAYFA Ey Muhammed! Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti. Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. Onlar şöyle dediler “Siz de fakat bizim gibi insansınız. Rahmân hiçbir şey indirmemiştir. Siz yalnızca yalan dile getiriyorsunuz.” Elçiler ise şöyle dediler “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.” “Bize düşen fakat apaçık bir tebliğdir.” Dediler ki “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.” Elçiler de, “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi uğursuzluğa uğruyorsunuz?. Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz” dediler. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.” “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.” “Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca ona döndürüleceksiniz.” “Onu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.” ᅠ”O takdirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.” “Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!” ﴾25﴿ Kavmi onu öldürdüğünde kendisine “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi. ﴾26-27﴿ 3. SAYFA Kendisinden sonra kavmi üzerine onları cezalandırmak için gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik. Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler. Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar. Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi? Onların hepsi de mutlaka toplanıp hesap için huzurumuza çıkarılacaklardır. Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler Meyvelerinden yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Bunları onların elleri yapmış değildir. Hâlâ şükretmeyecekler mi? Yerin bitirdiği şeylerden, bireylerin kendilerinden ve daha bilemedikleri nice şeylerden, bütün çiftleri yaratanın şanı yücedir. Gece de onlar için bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır. Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah’ın takdiridüzenlemesidir. Ayın dolaşımı için de konak yerleri evreler tespit ettik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. 4. SAYFA Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir. Biz onlar için o gemi gibi binecekleri nice şeyler yarattık. Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar. Lakin tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir süreye kadar daha yaşasınlar diye kurtarılırlar. Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde yüz çevirirler. Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar. Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkar edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz fakat apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler. “Eğer doğru söyleyenlerseniz bu tehdit ne zaman gelecek?” diyorlar. ﴾48﴿ Onlar fakat, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar. Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler ne de ailelerine dönebilirler. Sûra üfürülür. Bir de bakarsın kabirlerden çıkmış Rablerine doğru akın akın gitmektedirler Şöyle derler “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.” Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır. O gün kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size fakat işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir. 5. SAYFA Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler. Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar. Onlar için orada meyveler mevcuttur. Onlar için diledikleri her şey mevcuttur. Çok merhametli olan Rab’den bir söz olarak kendilerine “Selam” mevcuttur. Allah şöyle der “Ey suçlular! Ayrılın bu gün!” “Ey ademoğulları! Ben size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?” “Andolsun, o sizden birden fazla nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?” “İşte bu, tehdit edildiğiniz cehennemdir.” “İnkar ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!” O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına tanıklık eder. Eğer dileseydik onların gözlerini büsbütün kör ederdik de bu halde yola koyulmak için didişirlerdi. Lakin nasıl görecekler ki?! Yine eğer dileseydik oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi. Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz gücünü azaltırız. Hâlâ düşünmeyecekler mi? Biz o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da. Ona verdiğimiz fakat bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. Aklen ve fikren diri olanları uyarması ve kafirler ile ilgiliki o sözün azabın gerçekleşmesi için Kur’an’ı indirdik. 6. SAYFA Görmediler mi ki biz onlar için, ellerimizin kudretimizin eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. Biz o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler. Onlar için bu hayvanlarda daha birden fazla yararlar ve içecekler mevcuttur. Hâlâ şükretmeyecekler mi? Belki kendilerine yardım edilir diye Allah’ı bırakıp da ilahlar edindiler. Onlar ilahlar için hizmete hazır asker oldukları halde, ilahlar onlara yardım edemezler. Ey Muhammed! Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilinmekte. İnsan, bizim kendisini az bir sudan meniden yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?” De ki “Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir.” O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir. Bir şeyi dilediği zaman onun emri o şeye fakat “Ol!” demektir. O da hemen oluverir. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz. DİYANET YASİN SURESİ MEALİ, TEFSİRİ [wpcc-iframe src=” width=”560″ height=”315″ frameborder=”0″ allowfullscreen=”allowfullscreen” inline-video=”true”] YASİN SURESİ HAKKINDA Adını ilk âyetini oluşturan iki harften almıştır. Hz. Peygamber aracılığıyla bu adla anılmış, Buhârî ve Tirmizî’nin hadis kitaplarında da bu isim kullanılmıştır. Sûre, Kur’an’ın kalbi diye nitelendiren hadis rivayetine dayanılarak “kalbü’l-Kur’ân” diye de adlandırılmış, fakat bu yaygınlık kazanmamıştır Âlûsî, XXII, 522-523; İbn Âşûr, XXII, 191. Sûrenin Mekke döneminin ortalarında nâzil olduğu kabul edilmektedir. İnsanların yaptıkları işlerin ve bıraktıkları izlerin kayda geçirildiğini bildiren 12. âyetin yorumu meyanında rivayet edilen bir hadis bundan dolayı Tirmizî, “Tefsîr”, 36 bu âyetin Medine’de indiği söylenmişse de bu kanaat benimsenmemiştir Âlûsî, XXII, 523; İbn Âşûr, XXII, 191, 204-205. Sûre seksen üç âyet olup fâsılası ya ve sin harfleridir. Yâsîn sûresinde İslâm akaidinin üç esasını teşkil eden tevhid, nübüvvet ve âhiret konuları tabiatın müthiş kuruluşu ve işleyişinden deliller getirilerek anlatılır; bu arada iman-küfür mücadelesi çerçevesinde geçmiş kavimlerden ibret verici örnekler zikredilir. Dört bölüm halinde incelenmesi olabilecek olan sûrenin birinci bölümünde ana konu Hz. Peygamber’in nübüvvetinin ispatı ve Kur’an’ın vahiy ürünü oluşudur. Sûrenin ilk âyetini teşkil eden “yâsîn” büyük bir ihtimalle Hz. Muhammed’e bir hitaptır Âlûsî, XXII, 525; krş. Taberî, XXII, 178. Ardından Kur’an’a yemin edilerek Muhammed’in Allah’a ulaştıran yol sır’at-ı müstakim üzerinde bulunan peygamberlerden olduğu, Kur’an’ın da hüsrandan bir türlü kurtulamayan kitleleri uyarmak maksadıyla Allah aracılığıyla indirildiği ifade edilir. Lakin gönüllerini ilâhî gerçeklere açmayan, Cenâb-ı Hakk’ı anıp kalpleri ürpermeyen ve iradelerini hak dine yönlendirmeyen bireylerin bütün ikazlara rağmen iman etmeyecekleri bildirilir; mükelleflerin işledikleri fiillerin her şeyi içeren bir kütükte kayıt edildiği belirtilir âyet 1-12. Sûrenin ikinci bölümü kendilerine Hak dinin tebliğcilerinin gönderildiği bir yerleşim yeri halkının ashâbü’l-karye kıssası ile ilgilidır. Bu yerleşim yerine önce iki tebliğci gelmiş, ardından bunları destekleyen üçüncüsü gönderilmiştir. Lakin şehir halkı elçilere yalancı demiş, kendilerine uğursuzluk getirdiklerini ileri sürmüş, tebliğden vazgeçmedikleri takdirde işkenceyle öldürüleceklerini söylemiştir. O sırada şehrin uzak yerlerinden gelen bir kişi halkı iman etmeye teşvik ederken kendisi de iman etmiş, fakat inkârcılar aracılığıyla öldürülmüş, nihayet o yerleşim yerinin halkı korkunç bir sesle helâk edilmiştir âyet 13-32. Müfessirler söz konusu şehrin Antakya, elçilerin havâriler, halkın Romalılar, uzaktan gelen birinin de Habîb en-Neccâr olabileceğini kaydetmişse de gerek Hıristiyanlığın yayılışı gerekse Antakya’nın tarihi yönünden bu açıklamalar isabetli görülmemiştir bk. ASHÂBÜ’l-KARYE; HABÎB en-NECCÂR. Kur’an’da mevcut kıssaların çoğunda olduğu gibi yerleri ve hitap edilen insanları bilinmeyen bu kıssadan da amaç tarihî bilgi vermek değil kıssadan hisse alınmasını sağlamaktır. Sûrenin üçüncü bölümünde bireylerin hayatlarını sürdürdükleri yeryüzünün besleyici özelliğine, gece ile gündüz, güneşle ay içindeki düzen ve âhenge, yeryüzündeki çiçek, bitki vb. şeyler, bunun bunun yanında insanlar ve bireylerin halen vâkıf olamadığı nice canlı içindeki tozlaşma ve döllenmeye, gemilerin denizde batmadan seyretmesine temas edilerek Allah’ın birliği ve yüceliğine dikkat çekilir; bütün bu delil ve işaretlere rağmen inkârcıların dinî gerçeklerden yüz çevirdikleri ifade edilir âyet 33-47. Yâsîn sûresinin dördüncü bölümü âhiretin varlığı ve âhiret âleminin tasvirine dairdir. Burada kıyametin ansızın kopacağı bildirildikten sonra vukuu ile ilgili kısaca bilgi verilir. Ardından cennetin tasvirine, cehennemliklerin bedbahtlığına değinilir; onların dünya çapında iddia ettikleri gibi Kur’an’ın bir şair sözü değil vahiy ürünü olduğu zikredilir. Dünya yaşamında insan türüne verilen nimetlerin bir kısmı sayılır; buna karşın inkârcıların kendilerine hiçbir fayda sağlamayan putlara taptıkları belirtilir. Sûrenin son âyetlerinde, görünürde spermden yaşanan insanın dünyaya geliş şeklini göz ardı ederek, “Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diye soran inkârcıya, “İlk kez yaratmış olan diriltecek” şeklinde yanıt verilir; bu ispat, “Sizin için yeşil ağaçtan ateş çıkaran krş. Mâtürîdî, XII, 114; Elmalılı, V, 4042, bütün tabiatı yaratan Allah ölülerin benzerini yaratmaya kādir değil mi?” ifadesiyle desteklenir. Sûre İslâm’ın tevhid ve âhiret inancına bir defa daha vurgu yapan âyetlerle sona erer âyet 48-83. Yâsîn’in de içinde olduğu otuz kadar sûrenin mesânî Hz. Peygamber’e İncil yerine verildiğini söyleyen hadisin sahih olduğu kabul edilmiştir Müsned, IV, 107; İbrâhim Ali, s. 224-225, 292. Sûrenin fazileti ile ilgili bir çok hadis rivayet edilmiştir. Bunlardan biri, “Yâsîn sûresini geceleri okuyan kimsenin günahları bağışlanır” meâlinde olup Dârimî, “Feżâǿilü’l-Ķurǿân”, 21; İbrâhim Ali, s. 292-295 sahih görülmüştür. Her şeyin bir özü kalbi ve odak noktasının olduğunu, Kur’an’ın odak noktasının Yâsîn olduğunu söyleyen, Yâsîn sûresinin ölüler için yahut ölmek üzere olanların yanında okunmasını tavsiye eden rivayetler ise zayıf sayılmıştır Müsned, V, 26 [nşr. Müessesetü’r-risâle, XXX, 417-418]; Dârimî, “Feżâǿilü’l-Ķurǿân”, 21; İbn Mâce, “Cenâǿiz”, 4; Ebû Dâvûd, “Cenâǿiz”, 19; Tirmizî, “Feżâǿilü’l-Ķurǿân”, 7; İbrâhim Ali, s. 171-172, 292-301. Bazı tefsir kitaplarında meselâ bk. Zemahşerî, V, 198; Beyzâvî, III, 448 bunlardan başka isnadsız elde edilen fazilet rivayetleri de mevcuttur. Yâsîn sûresinin tefsiri hususunda çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Bunun mühim nedenlerinden biri olabileceken faziletine dair rivayet edilen hadisler, diğeri de ölüler üzerine okunmasının tavsiye edilmesidir. Süleymaniye Kütüphanesi’nde 100 civarında Yâsîn tefsiri, havâs ve tercüme kayıtları bulunmaktadır. Bu kayıtların yirmisi Hamâmîzâde Ali Efendi’nin Yâsîn tefsirine aittir İstanbul 1262, 1265, 1273, 1286, 1294, 1316, 1320. Ebûishakzâde Esad Efendi’nin Ħulâśatü’t-tebyîn fî tefsîri sûre-i Yâsîn adlı eserinin yine bu kütüphanede on civarında kaydı mevcuttur. İstanbul’un ilk kadısı olan Hızır Bey Çelebi’nin Tefsîr-i Yâsîn-i Şerîf’i Ayşe Humeyra Aslantürk aracılığıyla sadeleştirilerek yayımlanmıştır Yâsîn-i Şerif Tefsîri, İstanbul 1997; Isparta 2007. Davut Aydüz Kur’ân-ı Kerîm’in Kalbi Yâsîn Sûresi Tefsiri adıyla bir çalışma yapmıştır İstanbul 2004.

yasin suresi 9 ayet kaç defa okunmalı